MARMARIS - RHODES CHANNEL REGATTA
24 - 29 HAZIRAN 2006
24-29 Haziran tarihleri arasinda Marmaris Uluslararasi Yacht Kulubu ve Rodos Açikdeniz Yacht Kulubu’nun ortaklasa duzenledigi MARMARIS - RHODES CHANNEL REGATTA’ ya, ana sponsorlardan biri olan Yuksel Yachting’in davetlisi olarak katilma firsati bulduk. Dufour 45 model teknemizde yarisacak olan ekibimizi ise su sekilde olusturduk:
Kaptan
Okan AKDAG
Ana Yelken
Bugra HADIMOGLU
Navigasyon
Ozge ERSOY
Piyano
Berivan SENGUL
Basustu
Yigit Veli SAF
Direk dibi
Can CAVLI
Iskele
Mehmet ERKAN
Sancak
Semih GILAN
24 Haziran Cumartesi sabahi, BUSAS’in gezisinde olan Can ve Yigit hariç YUKSEL puntonunda bulustuk. Puntona vardigimizda teknemiz henuz hazirlaniyordu; biz de bunu firsat bilerek solugu yaris sekreterliginde aldik. Marmaris Uluslararasi Yacht Kulubu’ndeki sekreterlige giderek, kayit paralari, pasaportlar, flamalar, kayit formlari gibi resmi isleri hallettikten sonra, once kahvalti ettik, sonra da Tansas’tan alisverisimizi yaptik. Oglen, vaktimiz, tekneye yerlesmek, teknenin diger teknik eksikliklerini gidermek, ve de her sey donatildiktan sonra teknenin sistemlerini kendimize daha uygun sekilde bastan donatmakla geçti. Saat 17:00-18:00 arasi, hem tekneyi kontrol etmek, hem de pasimizi atmak amaçli koy içinde antrenmana ciktik. Henuz Can ve Yigit’in teknede olmayisi sebebiyle Spinnaker’i donatmadiysak da, Gennaker’i basma firsati bulduk. Bir saatlik antrenmandan sonra, karaya donerek Marina’nin Carsi girisine yeni acilan Divan’da verilen açilis kokteyline katildik. Burada gomleklerimizle herkesin ilgi odagi olurken, TAYK komodoru sevgili Cahit UREN agabeyimizin de Bogazici Universitesi’ni tanitmasi gogsumuzu kabartti. Daha sonra Ozsut’te bir tatli yiyerek, kisa bir yuruyusten sonra, yoldan yeni gelen Can ve Yigit’le teknede bulustuk; ertesi gunku yarisi ve yol yorgunlugumuzu dusunerek dinç kalkmak adina erken saatte yattik.
25 Haziran Pazar sabahi, koy içinde yapilacak yarisin parkuruna erkenden ciktik. Spinnaker basmak dahil olmak uzere, seyir ve antrenman yaparak elimizden geldigince isinmaya çalistik. Ancak Spinnaker’in kuçuk olusu ve de Dufour’un bu gezi teknesinin Spinnaker donaniminin yarisa elverisli olmayisi, hatalara ve zorluklara neden olacagi icin, yarislarda Gennaker kullanma karari aldik. Bunda, oldukca agir olan teknemizin pupada her halukarda çok yavas gidecek olmasinin da payi vardi. Teknenin agir olmasindan oturu, mecburen geri kaldigimiz bir starttan sonra olimpik ucgen rotada araliksiz olarak donen, kalan, gelen çok kotu bir ruzgarda yaristik. Oyle ki bazen tum filonun lideri, bazen tum filonun sonuncusu olabiliyordunuz; oyle ki, yarisi açik ara geriden gelen bir tekne, aldigi tek bir saganakla açik ara birinci bitirerek kazandi. Erken biten yarisin ardindan Içmeler’de demirleyerek denize girdik. Marinaya donmeden once, sert esen ruzgari firsat bilip bogazda bol tramolali seyir yaptik. Pupa donuste ise Gennaker ile kavança antrenmani, hem tecrube kazandirdi, hem de eglenceli oldu. Aksam ise Backstreet adli barda verilen barbekuden sonra takim halinde Marmaris’te dolastik; Daisy’de bir seyler içtik, biraz iç geçirdik. Ertesi gun yaris olacagi icin içemeyecek olmamiza uzulerek, çok geçe kalmadan teknemize donduk.
26 Haziran Pazartesi sabahi koy içinde yapilacak olan ikinci yarisin startinda, teknelerin kural kaide dinlemeden ruzgaraltindakilerin ustune surup kafayi açarak start etmelerini gormek, açikçasi charter teknesi ile ne kadar riske girmemiz gerektigi konusunda beni dusundurdu, ve hirsimizi biraz bastirmamiza yol açti. Ortalama bir starttan sonra onceki gunu aratmayacak (!) kotulukteki ruzgar kosullarinda ayni rotada yarisimizi tamamladik. Ileride ya da geride bitirsek de duzeltilmis zamanda surekli 5. olusumuz ve de bazi teknelerin surekli iyi derece alislari dikkatimizi cekti, ve reyting konusunda ufak bir arastirma yapmaya karar verdik. Boylelikle, teknemize verilen reytingin neredeyse First 40.7’e verilen kadar yuksek oldugunu fark ettik. Teknemizden daha hizli giden bir kaç teknenin reytingi ise olamayacak kadar dusuk verilmisti. Bu bir kirilma noktasi olmadiysa da, yarislari kendi içimizde basarili tamamlamanin bizi tatmin etmesi gerektigini, rakiplere karsi hirsa binmenin yersiz olacagini kavradik. Aksam, Albatros Marina’da verilen oduller ve davet ile, Marmaris’teki yarislara veda ederken, kimimiz diger tekne elemanlariyla kaynasma, kimimiz ise dansozle gobek atma firsati buldu.
27 Haziran Sali sabahi starti verilecek yarisin rotasi Marmaris’ten Rodos adasina idi. Geç kaldigimiz pupa startin hemen ardindan, saganaklari dogru ve iyi kullanip kapattigimiz 10 dakikalik zaman farkindan sonra, ruzgarin guneyli esmesi sebebiyle orsa gitmeye basladik; yarisin kalan 15 millik kismi da bu seyirle geçti. Gelen saganaklarla ve 3-5 bofor araliginda esen ruzgarla, reyting sisteminin adaletsiz oldugu ortaya cikti; oyle ki bazi tekneler dusuk ruzgarda ilerimizde iken, yine ayni tekneler ruzgarin 2 knot daha fazla esmesiyle birlikte gerimizde kalmaya basliyorlardi. Bu da her teknenin her kosulda sabit katsayisi olmasi ile gayet çelisen bir durum olduysa da elimizden gelen bir sey olamazdi. O gunku yarisi Rodos’ta gayet onlerde ve basarili bir sekilde sonlandirmaya yaklasirken, finise 200 metre kala (sans eseri) kopan anayelken iskotasi, kalan mesafeyi anayelkeni dort kisinin tutmasiyla gitmemize sebep oldu. :) Finis verdikten sonra, klasik sonucumuz olan 5. ligimizle karaya donerek, Yunan topraklarina ayagimizi bastik. Meltem teknesine bordalayarak yanastigimiz Mandraki Mendiregi’ne adimimizi atar atmaz, kendimizi bir yiyecek firmasinin sponsore ettigi barbekude bulduk, bu oyle yemegi gerçekten enfes lezzetteydi. Tekneye donup biraz dinlendikten hemen sonra Rodos adasini merakla gezmeye basladik. Oyle ki solugu Ozge’nin rehberliginde turist bilgilendirme burosunda alirken, Okan surekli olarak Japon turistlere “It del donat ay no” tumcesini tekrarliyordu. Kilavuz Bugra onde, elindeki sehir haritasi onunu gormeyi engelleyecek kadar havada, biz pesinde, Rodos’u gezmeye basladik. Rodos’un bu kismi iki sehirden olusuyor. Biri, tarihi çok eskiye dayanan “eski sehir”, digeri ise, daha sonrasinda kurulan “yeni sehir”. Mandraki limani da eski sehrin kalesinin hemen yaninda, eski sehirle iç içe bir yerde. Hatta bu limanin girisinde, kendi tarihlerinde bile farkli sekillerde tasvir edilen buyuk bir dev heykeli varmis, oyle ki bu devin her iki ayagi da sehrin içine giren su yolunun birer tarafina basiyormus. Simdi bu yerlerde birer kule ve de uzerlerinde de ceylan heykelleri duruyor; aslinda onlarin tarihi de oldukça eski. Ilk olarak, meydanimsi bir yerden, buram buram tarih kokan Arnavut kaldirimi dosenmis genisçe bir sokaktan yukari dogru cikarken, ileride gormeye deger bir seyler olacaginin farkindaydik. Tepeye vardigimizda ise bizi Sovalye Kalesi karsiladi. Epeyce eski oldugu belli olan bu kaleyi her ne kadar gormek istediysek de o gun için onu pas geçip, eski sehrin dar ve ara sokaklarinda dolasmayi tercih ettik. Tam bir sokaktan geçiyorken, çok yasli bir teyzenin “Sukurler olsun, nihayet Turkler geldi” dedigini duyduk. Kendisinin Turk oldugunu ve senelerdir burada yasadigini ogrendik. Bize gosterdigi ilgi ve sevgiye karsi, biz de ona karsi saygimizi sunduk. Gezmekten bitap dustugumuz o gunun devaminda tekneye donup denize girmeyi ihmal etmedik. Daha sonra varligini ogrendigimiz sehir turu yapacak mini trene yetismek için kosmaya basladik. Tam olarak son 8 kisilik yeri kapladigimiz bu mini tren bize eski ve yeni sehrin turunu attirdi. Yeni sehri, her seyiyle “Nisantasi ve Alsancak karmasi” olarak tanimlamak mumkun. Cok guzel ve nezih bir yer. Tren tepede bir yerde durdugunda ise Rodos adasinin guney kismi ve Akdeniz yaklasik 200 metre asagida gozumuzun onunde seriliydi; gerçekten de bu manzaranin buyuleyiciligi karsisinda soylenecek soz yoktu... Okan’in tavernaya gidelim (Yunan tavernasi) istegi ile yola çikip kendimizi baska bir restaurantta bulduysak da, yedigimiz yemegin fiyakasi tadini ne yazik ki golgede birakti. Ancak çok keyifli bir sohbet ortami oldu. Okan’in arka masada oturan Michelle’e kafayi takip onunla tanismasi ve de son olarak fotografimizi çektirmesi yemegin eglenceli kismiydi. Bu arada, Mehmet, Berivan ve Yigit’in 6sar euroya aldiklari yaklasik 40’ar cm² lik gozlukleri de unutmamak lazim :) Rodos, Yunan adasindan daha çok bir Isveç tatil beldesini andirirken, bu degisik durumun bizdeki yorumu “bu gece eglenmek = bir seyler yapmak lazim” oldu. Bunun devaminda ise, Okan’in burayi turist kizlara soralim, en iyi onlar bilir akli uzerine, kendimizi 10 dakika sonra Berivan’in tanistigi birbirinden guzel uc Isveçli hatunun pesinde yeni sehir’deki gece kuluplerinin bulundugu bir sokaga giderken bulduk. Olaylarin baslangici ve gidisati, bana “Hostel” filmini andirdiysa da, organlarimizin halen vucudumuzda bulunusu, beni bugun dahi sevindiriyor. Kimilerimizin turist gozuyle baktigi (;)) bu uc Isveçli kiz, o kadar arkadasçillardi ki, nihayet gecenin ilerleyen saatlarini birlikte Colarado isimli bir barda dansederek geçirdik. Colarado ilginç bir yer. Canli muzik yapan guzel bir bar. Ama ilginç olan bir kismi var ki, bu bardan bir kapiyi açinca arkada bambaska bir bara geçiyorsunuz ve burada 90’lar ve hit muzikler caliyor. Caniniz mi sikildi, çikin ust kata, 00’lerin hitlerinin çaldigi discoda dilediginizce eglenin. Burada dans etmekten yorulup da, Ozge ve Berivan’in seçimi olan Toxic isimli kalabalik barda da eglencenin suyunu çikardiktan sonra, ertesi gunu yine yaris oldugunun bilincinde, donus yoluna geçildi. Semih ve Okan ise o sularda çesitli Iskandinav ulkelerinin turizmlerine katkida bulunuyorlardi.
28 Haziran Carsamba sabahi Rodos’ta yapacagimiz sosis yarisin starti için denize çiktik. Iyi bir start verdik. Orsa-Pupa rotasinda, Gennakerdan daha da ufak olmasindan oturu Spinnaker kullanamayisimiz, pupa kollarinda biraz geri kalmamiza yol açtiysa da, yarisi yine 5. olarak tamamladik. Teknede yedigimiz yemekten sonra, onceki gun gezmeyi çok istedigimiz Sovalye Kalesi’ne giderek yaklasik iki saatimizi bu kalede ve muzesinde geçirdik. Aksam ise odul toreni ile birlikte yariscilara verilecek yemekte giymek uzere, yaris için ozel olarak yaptirdigimiz takim t-shirtlerimizi giydik. TV8’de Pazar oglenleri yayinlanan “ROTA” programini hazirlayip sunan ve de Bogaziçi Univesitesi Yelken Takimi’ni yakindan taniyan sevgili Levent CELMEN’in bizimle roportaj yapmasinin ardindan, aksam teknede içki keyfi yapmak adina, solugu içkilerin su kadar ucuz oldugu Rodos adasinda bir markette aldik. Markette karsilastigimiz diger Turk yelkenciler ise market arabalarina kasalar halinde içki tasiyorlardi :) Tekneye donerek, gerçekten çok guzel bir sekilde çakirkeyif olacagimiz bir sekilde içtik. Uyuyan Can ve teknede keyfini surdurmek isteyen Ozge’nin disindaki herkes yeni sehre resmen “akti” :) Bu gece ise gerçekten Rodos turizmine ciddi anlamda zararimizin dokunacagi kadar çok eglendigimiz bir aksamdi yine:)
29 Haziran Persembe gunu ise Rodos’taki 2. yaris startimizi aldik. Siradan bir yarisin ardindan siradan bir 5. lik alirken, bu siradanliktan bikmis olan Okan, dumendeki yerini Can CAVLI’nin eminligine birakarak kamarasina çekildi. Gunun en ilginç ve bir o kadar da uzucu gelismesi ise, haksiz durumda olsa da elinden bir sey gelemeyecek durumda olan bir Turk ekibinin (Cognac) iskele durumdayken, sancak kontradaki bir Yunan yaris ekibine çarpmasi ve teknelerde buyuk hasar meydana gelmesi idi. Bunun otesinde Yunan ekibinin skipper’i soka girdi, ve de hayati tehlikesi oldugu icin hastaneye kaldirilirken, Turk ekibinin dumencisi ise gozaltina alinarak nezarete atilmisti. Yarisin erken saatte bitmesi sebebiyle, teknede yedigimiz yemegin ardindan, solugu Rodos plajlarinda aldik. Sadece çantalari koymak amaçli - para karsiligi aldigimiz sezlonga 2 kisi yanyana oturunca, nemrut teyze bize dogru yaklasip eger iki kisi oturacaksak bir tane daha kiralamamiz gerektigini soyleyince, olayi teyzenin yasina verdik. Yuzerken karsilastigimiz genç ruhlu 2 Turk emmiden bir tanesinin 10 mt yukseklikten 2 metre derinligindeki suya atlayacagini gorunce, olayi “Turk musun abi?” seklinde yorumlayip, kendisine tempo tuttuk; ancak kendisi atlama sonucunda olmeyi basaramadi :) Plajdan hafif serpistiren yagmur esliginde donerken, yorgun halimiz, neredeyse hepimizin tekneye donuste uyumasi ile son buldu :) Rodos’taki son gecemizde; -gayet iyi giyimli bir sekilde gittigimiz- adanin en buyuk otellerinden birinde verilecek olan yemek davetine gittik. Yari resmi geçen bu guzel yemegin ardindan, geç saatte teknemize donduk. Son aksamimiz olmasi sebebiyle, eski sehre gidip Nevizade’yi andiran dar bir sokaktaki bir bara oturarak, sohbetli bir aksam geçirdik. Tekneye geç saatte dondugumuzde, kimsenin uykusu olmayisi ve de uyumaya niyetli olmayisi sebebiyle, Marmaris donus yoluna sabah 04:30 itibari ile geçme karari aldik. Kontiki teknesi ile Bodrum’a gidecek olan Can CAVLI tekneden ayrilirken, yerine, yine bu tekneden Marmaris’e sabah varmasi gereken Necat Bey geldi. Kendisi catering servisi ile ugrasan çok keyifli ve de iyi bir insandi, Marmaris’e seyrimiz boyunca bol bol sohbet etme firsati bulduk..
30 Haziran Cuma gunu ise sabahin erken saatlerinde seyir yaparken, sancak gurcatadan Yunan bayragini indirisimiz, kendi ulkemize dondugumuzu mujdeliyordu. Balonlu genis apaz seyrettigimiz kisa bir gece seyrinin ardindan, gundogumuyla biten ruzgar ve hemen ardindan gelen kuzeyli 4 bofora kadar varan saganaklarla birlikte, Yigit ve Bugra tekneyi Marmaris’e kadar surduler.Marmaris’e ayak bastigimizda Necat Bey’e veda ettik, ve solugu marinanin çarsisinda bulunan bufede kahvalti için aldik; oyle ki tukettigimiz tostlar ve hopurdettigimiz portakal sularindan sonra midemizin kazinmasi geçti. Oglen ise Içmeler koyuna demirledik, bol bol denize girerek Marmaris’in son bir kez tadini çikardik... Gunun devaminda ise yaprak dokumu basladi... Ozge, Mehmet ve Yigit’in ayrilislarinin ardindan, Marmaris Netsel Marina Isletme Muduru eski Bogaziçi’li Caglar ALTUNTAS’a takim gomlegimizi hediye etmemiz ve de kendisinin teknemize tesrif etmesinden sonra, guzel bir sohbet edildi. Kendisinden her zaman her turlu konuda yardim alabilecegimizi duymak bizi sevindirdi. Daha sonra otobus saatlerimiz geldikçe, tekneye veda ederek, guzel ve keyifli bir haftayi daha sonlandirdik.
Marmaris-Rodos yarisinin, yaris performansi adina, açikladigim sebeplerden oturu çok iyi geçememesine ragmen, ekip performansi adina çok basarili oldugu soylenebilir. Oyle ki herkesin belirli bir gorevi olusu, bu bilinçle de isinin en iyisini yapma zorunlulugunu hissetmesi, tekne içi basariyi çok yuksek seviyede tuttu. Herkesten ayri ayri çok memnun biri olarak, boyle bir ekip ile her zaman yarisa katilmaya hazir olunabileceginin altini çiziyorum. Herkese tebrikler. Butun bunlarin yani sira, problemsiz, uyumlu bir ekip hali olmamiz, kendi içimizde hosnutluk yarattigi kadar, disariya karsi olan durusumuzu da guzellestirdi; oyle ki orada yarisan her bireyin artik Bogaziçi Yelken Takimi hakkinda bir fikri, iyi izlenimleri ve de çok imrendigi noktalari oldu. Eski bir baskan olarak bu yarisa katilmamizin nihai hedeflerinden birinin de bu oldugunu açikça belirtmek isterim. Her firsatta okulumuzdan, takimimizdan, faaliyetlerimizden konusmak bize kivanç kaynagi olurken, reklam ve tanitim açisindan da onemli yer tuttu. Oyle ki bir çok Bogaziçili’ye de rastladigimiz yarisçilardan bazilari, guzel gelismeler için bazi seyler yapacaklarinin sozlerini verdiler. Sadece ve sadece, “Kaç yacht ekibiniz var?” sorusuna boynu bukuk bir sekilde cevap vermek, açikçasi bana en çok koyan noktaydi. Ama en nihayetinde, yaristik, gezdik, eglendik, keyif aldik, tatil yaptik... ve de en onemlisi yelken yaptik! Daha guzel ne olabilirdi ki!
Tesekkurler Berivan, Bugra, Can, Mehmet, Ozge, Semih ve Yigit!
Hepinizi çok seven eski Baskan,
Okan AKDAG.
July 15, 2006
Subscribe to:
Comments (Atom)