July 15, 2006

Marmaris - Rhodes Channel Regatta 2006

MARMARIS - RHODES CHANNEL REGATTA
24 - 29 HAZIRAN 2006



24-29 Haziran tarihleri arasinda Marmaris Uluslararasi Yacht Kulubu ve Rodos Açikdeniz Yacht Kulubu’nun ortaklasa duzenledigi MARMARIS - RHODES CHANNEL REGATTA’ ya, ana sponsorlardan biri olan Yuksel Yachting’in davetlisi olarak katilma firsati bulduk. Dufour 45 model teknemizde yarisacak olan ekibimizi ise su sekilde olusturduk:



Kaptan
Okan AKDAG

Ana Yelken
Bugra HADIMOGLU

Navigasyon
Ozge ERSOY

Piyano
Berivan SENGUL

Basustu
Yigit Veli SAF

Direk dibi
Can CAVLI

Iskele
Mehmet ERKAN

Sancak
Semih GILAN




24 Haziran Cumartesi sabahi, BUSAS’in gezisinde olan Can ve Yigit hariç YUKSEL puntonunda bulustuk. Puntona vardigimizda teknemiz henuz hazirlaniyordu; biz de bunu firsat bilerek solugu yaris sekreterliginde aldik. Marmaris Uluslararasi Yacht Kulubu’ndeki sekreterlige giderek, kayit paralari, pasaportlar, flamalar, kayit formlari gibi resmi isleri hallettikten sonra, once kahvalti ettik, sonra da Tansas’tan alisverisimizi yaptik. Oglen, vaktimiz, tekneye yerlesmek, teknenin diger teknik eksikliklerini gidermek, ve de her sey donatildiktan sonra teknenin sistemlerini kendimize daha uygun sekilde bastan donatmakla geçti. Saat 17:00-18:00 arasi, hem tekneyi kontrol etmek, hem de pasimizi atmak amaçli koy içinde antrenmana ciktik. Henuz Can ve Yigit’in teknede olmayisi sebebiyle Spinnaker’i donatmadiysak da, Gennaker’i basma firsati bulduk. Bir saatlik antrenmandan sonra, karaya donerek Marina’nin Carsi girisine yeni acilan Divan’da verilen açilis kokteyline katildik. Burada gomleklerimizle herkesin ilgi odagi olurken, TAYK komodoru sevgili Cahit UREN agabeyimizin de Bogazici Universitesi’ni tanitmasi gogsumuzu kabartti. Daha sonra Ozsut’te bir tatli yiyerek, kisa bir yuruyusten sonra, yoldan yeni gelen Can ve Yigit’le teknede bulustuk; ertesi gunku yarisi ve yol yorgunlugumuzu dusunerek dinç kalkmak adina erken saatte yattik.



25 Haziran Pazar sabahi, koy içinde yapilacak yarisin parkuruna erkenden ciktik. Spinnaker basmak dahil olmak uzere, seyir ve antrenman yaparak elimizden geldigince isinmaya çalistik. Ancak Spinnaker’in kuçuk olusu ve de Dufour’un bu gezi teknesinin Spinnaker donaniminin yarisa elverisli olmayisi, hatalara ve zorluklara neden olacagi icin, yarislarda Gennaker kullanma karari aldik. Bunda, oldukca agir olan teknemizin pupada her halukarda çok yavas gidecek olmasinin da payi vardi. Teknenin agir olmasindan oturu, mecburen geri kaldigimiz bir starttan sonra olimpik ucgen rotada araliksiz olarak donen, kalan, gelen çok kotu bir ruzgarda yaristik. Oyle ki bazen tum filonun lideri, bazen tum filonun sonuncusu olabiliyordunuz; oyle ki, yarisi açik ara geriden gelen bir tekne, aldigi tek bir saganakla açik ara birinci bitirerek kazandi. Erken biten yarisin ardindan Içmeler’de demirleyerek denize girdik. Marinaya donmeden once, sert esen ruzgari firsat bilip bogazda bol tramolali seyir yaptik. Pupa donuste ise Gennaker ile kavança antrenmani, hem tecrube kazandirdi, hem de eglenceli oldu. Aksam ise Backstreet adli barda verilen barbekuden sonra takim halinde Marmaris’te dolastik; Daisy’de bir seyler içtik, biraz iç geçirdik. Ertesi gun yaris olacagi icin içemeyecek olmamiza uzulerek, çok geçe kalmadan teknemize donduk.



26 Haziran Pazartesi sabahi koy içinde yapilacak olan ikinci yarisin startinda, teknelerin kural kaide dinlemeden ruzgaraltindakilerin ustune surup kafayi açarak start etmelerini gormek, açikçasi charter teknesi ile ne kadar riske girmemiz gerektigi konusunda beni dusundurdu, ve hirsimizi biraz bastirmamiza yol açti. Ortalama bir starttan sonra onceki gunu aratmayacak (!) kotulukteki ruzgar kosullarinda ayni rotada yarisimizi tamamladik. Ileride ya da geride bitirsek de duzeltilmis zamanda surekli 5. olusumuz ve de bazi teknelerin surekli iyi derece alislari dikkatimizi cekti, ve reyting konusunda ufak bir arastirma yapmaya karar verdik. Boylelikle, teknemize verilen reytingin neredeyse First 40.7’e verilen kadar yuksek oldugunu fark ettik. Teknemizden daha hizli giden bir kaç teknenin reytingi ise olamayacak kadar dusuk verilmisti. Bu bir kirilma noktasi olmadiysa da, yarislari kendi içimizde basarili tamamlamanin bizi tatmin etmesi gerektigini, rakiplere karsi hirsa binmenin yersiz olacagini kavradik. Aksam, Albatros Marina’da verilen oduller ve davet ile, Marmaris’teki yarislara veda ederken, kimimiz diger tekne elemanlariyla kaynasma, kimimiz ise dansozle gobek atma firsati buldu.



27 Haziran Sali sabahi starti verilecek yarisin rotasi Marmaris’ten Rodos adasina idi. Geç kaldigimiz pupa startin hemen ardindan, saganaklari dogru ve iyi kullanip kapattigimiz 10 dakikalik zaman farkindan sonra, ruzgarin guneyli esmesi sebebiyle orsa gitmeye basladik; yarisin kalan 15 millik kismi da bu seyirle geçti. Gelen saganaklarla ve 3-5 bofor araliginda esen ruzgarla, reyting sisteminin adaletsiz oldugu ortaya cikti; oyle ki bazi tekneler dusuk ruzgarda ilerimizde iken, yine ayni tekneler ruzgarin 2 knot daha fazla esmesiyle birlikte gerimizde kalmaya basliyorlardi. Bu da her teknenin her kosulda sabit katsayisi olmasi ile gayet çelisen bir durum olduysa da elimizden gelen bir sey olamazdi. O gunku yarisi Rodos’ta gayet onlerde ve basarili bir sekilde sonlandirmaya yaklasirken, finise 200 metre kala (sans eseri) kopan anayelken iskotasi, kalan mesafeyi anayelkeni dort kisinin tutmasiyla gitmemize sebep oldu. :) Finis verdikten sonra, klasik sonucumuz olan 5. ligimizle karaya donerek, Yunan topraklarina ayagimizi bastik. Meltem teknesine bordalayarak yanastigimiz Mandraki Mendiregi’ne adimimizi atar atmaz, kendimizi bir yiyecek firmasinin sponsore ettigi barbekude bulduk, bu oyle yemegi gerçekten enfes lezzetteydi. Tekneye donup biraz dinlendikten hemen sonra Rodos adasini merakla gezmeye basladik. Oyle ki solugu Ozge’nin rehberliginde turist bilgilendirme burosunda alirken, Okan surekli olarak Japon turistlere “It del donat ay no” tumcesini tekrarliyordu. Kilavuz Bugra onde, elindeki sehir haritasi onunu gormeyi engelleyecek kadar havada, biz pesinde, Rodos’u gezmeye basladik. Rodos’un bu kismi iki sehirden olusuyor. Biri, tarihi çok eskiye dayanan “eski sehir”, digeri ise, daha sonrasinda kurulan “yeni sehir”. Mandraki limani da eski sehrin kalesinin hemen yaninda, eski sehirle iç içe bir yerde. Hatta bu limanin girisinde, kendi tarihlerinde bile farkli sekillerde tasvir edilen buyuk bir dev heykeli varmis, oyle ki bu devin her iki ayagi da sehrin içine giren su yolunun birer tarafina basiyormus. Simdi bu yerlerde birer kule ve de uzerlerinde de ceylan heykelleri duruyor; aslinda onlarin tarihi de oldukça eski. Ilk olarak, meydanimsi bir yerden, buram buram tarih kokan Arnavut kaldirimi dosenmis genisçe bir sokaktan yukari dogru cikarken, ileride gormeye deger bir seyler olacaginin farkindaydik. Tepeye vardigimizda ise bizi Sovalye Kalesi karsiladi. Epeyce eski oldugu belli olan bu kaleyi her ne kadar gormek istediysek de o gun için onu pas geçip, eski sehrin dar ve ara sokaklarinda dolasmayi tercih ettik. Tam bir sokaktan geçiyorken, çok yasli bir teyzenin “Sukurler olsun, nihayet Turkler geldi” dedigini duyduk. Kendisinin Turk oldugunu ve senelerdir burada yasadigini ogrendik. Bize gosterdigi ilgi ve sevgiye karsi, biz de ona karsi saygimizi sunduk. Gezmekten bitap dustugumuz o gunun devaminda tekneye donup denize girmeyi ihmal etmedik. Daha sonra varligini ogrendigimiz sehir turu yapacak mini trene yetismek için kosmaya basladik. Tam olarak son 8 kisilik yeri kapladigimiz bu mini tren bize eski ve yeni sehrin turunu attirdi. Yeni sehri, her seyiyle “Nisantasi ve Alsancak karmasi” olarak tanimlamak mumkun. Cok guzel ve nezih bir yer. Tren tepede bir yerde durdugunda ise Rodos adasinin guney kismi ve Akdeniz yaklasik 200 metre asagida gozumuzun onunde seriliydi; gerçekten de bu manzaranin buyuleyiciligi karsisinda soylenecek soz yoktu... Okan’in tavernaya gidelim (Yunan tavernasi) istegi ile yola çikip kendimizi baska bir restaurantta bulduysak da, yedigimiz yemegin fiyakasi tadini ne yazik ki golgede birakti. Ancak çok keyifli bir sohbet ortami oldu. Okan’in arka masada oturan Michelle’e kafayi takip onunla tanismasi ve de son olarak fotografimizi çektirmesi yemegin eglenceli kismiydi. Bu arada, Mehmet, Berivan ve Yigit’in 6sar euroya aldiklari yaklasik 40’ar cm² lik gozlukleri de unutmamak lazim :) Rodos, Yunan adasindan daha çok bir Isveç tatil beldesini andirirken, bu degisik durumun bizdeki yorumu “bu gece eglenmek = bir seyler yapmak lazim” oldu. Bunun devaminda ise, Okan’in burayi turist kizlara soralim, en iyi onlar bilir akli uzerine, kendimizi 10 dakika sonra Berivan’in tanistigi birbirinden guzel uc Isveçli hatunun pesinde yeni sehir’deki gece kuluplerinin bulundugu bir sokaga giderken bulduk. Olaylarin baslangici ve gidisati, bana “Hostel” filmini andirdiysa da, organlarimizin halen vucudumuzda bulunusu, beni bugun dahi sevindiriyor. Kimilerimizin turist gozuyle baktigi (;)) bu uc Isveçli kiz, o kadar arkadasçillardi ki, nihayet gecenin ilerleyen saatlarini birlikte Colarado isimli bir barda dansederek geçirdik. Colarado ilginç bir yer. Canli muzik yapan guzel bir bar. Ama ilginç olan bir kismi var ki, bu bardan bir kapiyi açinca arkada bambaska bir bara geçiyorsunuz ve burada 90’lar ve hit muzikler caliyor. Caniniz mi sikildi, çikin ust kata, 00’lerin hitlerinin çaldigi discoda dilediginizce eglenin. Burada dans etmekten yorulup da, Ozge ve Berivan’in seçimi olan Toxic isimli kalabalik barda da eglencenin suyunu çikardiktan sonra, ertesi gunu yine yaris oldugunun bilincinde, donus yoluna geçildi. Semih ve Okan ise o sularda çesitli Iskandinav ulkelerinin turizmlerine katkida bulunuyorlardi.



28 Haziran Carsamba sabahi Rodos’ta yapacagimiz sosis yarisin starti için denize çiktik. Iyi bir start verdik. Orsa-Pupa rotasinda, Gennakerdan daha da ufak olmasindan oturu Spinnaker kullanamayisimiz, pupa kollarinda biraz geri kalmamiza yol açtiysa da, yarisi yine 5. olarak tamamladik. Teknede yedigimiz yemekten sonra, onceki gun gezmeyi çok istedigimiz Sovalye Kalesi’ne giderek yaklasik iki saatimizi bu kalede ve muzesinde geçirdik. Aksam ise odul toreni ile birlikte yariscilara verilecek yemekte giymek uzere, yaris için ozel olarak yaptirdigimiz takim t-shirtlerimizi giydik. TV8’de Pazar oglenleri yayinlanan “ROTA” programini hazirlayip sunan ve de Bogaziçi Univesitesi Yelken Takimi’ni yakindan taniyan sevgili Levent CELMEN’in bizimle roportaj yapmasinin ardindan, aksam teknede içki keyfi yapmak adina, solugu içkilerin su kadar ucuz oldugu Rodos adasinda bir markette aldik. Markette karsilastigimiz diger Turk yelkenciler ise market arabalarina kasalar halinde içki tasiyorlardi :) Tekneye donerek, gerçekten çok guzel bir sekilde çakirkeyif olacagimiz bir sekilde içtik. Uyuyan Can ve teknede keyfini surdurmek isteyen Ozge’nin disindaki herkes yeni sehre resmen “akti” :) Bu gece ise gerçekten Rodos turizmine ciddi anlamda zararimizin dokunacagi kadar çok eglendigimiz bir aksamdi yine:)



29 Haziran Persembe gunu ise Rodos’taki 2. yaris startimizi aldik. Siradan bir yarisin ardindan siradan bir 5. lik alirken, bu siradanliktan bikmis olan Okan, dumendeki yerini Can CAVLI’nin eminligine birakarak kamarasina çekildi. Gunun en ilginç ve bir o kadar da uzucu gelismesi ise, haksiz durumda olsa da elinden bir sey gelemeyecek durumda olan bir Turk ekibinin (Cognac) iskele durumdayken, sancak kontradaki bir Yunan yaris ekibine çarpmasi ve teknelerde buyuk hasar meydana gelmesi idi. Bunun otesinde Yunan ekibinin skipper’i soka girdi, ve de hayati tehlikesi oldugu icin hastaneye kaldirilirken, Turk ekibinin dumencisi ise gozaltina alinarak nezarete atilmisti. Yarisin erken saatte bitmesi sebebiyle, teknede yedigimiz yemegin ardindan, solugu Rodos plajlarinda aldik. Sadece çantalari koymak amaçli - para karsiligi aldigimiz sezlonga 2 kisi yanyana oturunca, nemrut teyze bize dogru yaklasip eger iki kisi oturacaksak bir tane daha kiralamamiz gerektigini soyleyince, olayi teyzenin yasina verdik. Yuzerken karsilastigimiz genç ruhlu 2 Turk emmiden bir tanesinin 10 mt yukseklikten 2 metre derinligindeki suya atlayacagini gorunce, olayi “Turk musun abi?” seklinde yorumlayip, kendisine tempo tuttuk; ancak kendisi atlama sonucunda olmeyi basaramadi :) Plajdan hafif serpistiren yagmur esliginde donerken, yorgun halimiz, neredeyse hepimizin tekneye donuste uyumasi ile son buldu :) Rodos’taki son gecemizde; -gayet iyi giyimli bir sekilde gittigimiz- adanin en buyuk otellerinden birinde verilecek olan yemek davetine gittik. Yari resmi geçen bu guzel yemegin ardindan, geç saatte teknemize donduk. Son aksamimiz olmasi sebebiyle, eski sehre gidip Nevizade’yi andiran dar bir sokaktaki bir bara oturarak, sohbetli bir aksam geçirdik. Tekneye geç saatte dondugumuzde, kimsenin uykusu olmayisi ve de uyumaya niyetli olmayisi sebebiyle, Marmaris donus yoluna sabah 04:30 itibari ile geçme karari aldik. Kontiki teknesi ile Bodrum’a gidecek olan Can CAVLI tekneden ayrilirken, yerine, yine bu tekneden Marmaris’e sabah varmasi gereken Necat Bey geldi. Kendisi catering servisi ile ugrasan çok keyifli ve de iyi bir insandi, Marmaris’e seyrimiz boyunca bol bol sohbet etme firsati bulduk..



30 Haziran Cuma gunu ise sabahin erken saatlerinde seyir yaparken, sancak gurcatadan Yunan bayragini indirisimiz, kendi ulkemize dondugumuzu mujdeliyordu. Balonlu genis apaz seyrettigimiz kisa bir gece seyrinin ardindan, gundogumuyla biten ruzgar ve hemen ardindan gelen kuzeyli 4 bofora kadar varan saganaklarla birlikte, Yigit ve Bugra tekneyi Marmaris’e kadar surduler.Marmaris’e ayak bastigimizda Necat Bey’e veda ettik, ve solugu marinanin çarsisinda bulunan bufede kahvalti için aldik; oyle ki tukettigimiz tostlar ve hopurdettigimiz portakal sularindan sonra midemizin kazinmasi geçti. Oglen ise Içmeler koyuna demirledik, bol bol denize girerek Marmaris’in son bir kez tadini çikardik... Gunun devaminda ise yaprak dokumu basladi... Ozge, Mehmet ve Yigit’in ayrilislarinin ardindan, Marmaris Netsel Marina Isletme Muduru eski Bogaziçi’li Caglar ALTUNTAS’a takim gomlegimizi hediye etmemiz ve de kendisinin teknemize tesrif etmesinden sonra, guzel bir sohbet edildi. Kendisinden her zaman her turlu konuda yardim alabilecegimizi duymak bizi sevindirdi. Daha sonra otobus saatlerimiz geldikçe, tekneye veda ederek, guzel ve keyifli bir haftayi daha sonlandirdik.



Marmaris-Rodos yarisinin, yaris performansi adina, açikladigim sebeplerden oturu çok iyi geçememesine ragmen, ekip performansi adina çok basarili oldugu soylenebilir. Oyle ki herkesin belirli bir gorevi olusu, bu bilinçle de isinin en iyisini yapma zorunlulugunu hissetmesi, tekne içi basariyi çok yuksek seviyede tuttu. Herkesten ayri ayri çok memnun biri olarak, boyle bir ekip ile her zaman yarisa katilmaya hazir olunabileceginin altini çiziyorum. Herkese tebrikler. Butun bunlarin yani sira, problemsiz, uyumlu bir ekip hali olmamiz, kendi içimizde hosnutluk yarattigi kadar, disariya karsi olan durusumuzu da guzellestirdi; oyle ki orada yarisan her bireyin artik Bogaziçi Yelken Takimi hakkinda bir fikri, iyi izlenimleri ve de çok imrendigi noktalari oldu. Eski bir baskan olarak bu yarisa katilmamizin nihai hedeflerinden birinin de bu oldugunu açikça belirtmek isterim. Her firsatta okulumuzdan, takimimizdan, faaliyetlerimizden konusmak bize kivanç kaynagi olurken, reklam ve tanitim açisindan da onemli yer tuttu. Oyle ki bir çok Bogaziçili’ye de rastladigimiz yarisçilardan bazilari, guzel gelismeler için bazi seyler yapacaklarinin sozlerini verdiler. Sadece ve sadece, “Kaç yacht ekibiniz var?” sorusuna boynu bukuk bir sekilde cevap vermek, açikçasi bana en çok koyan noktaydi. Ama en nihayetinde, yaristik, gezdik, eglendik, keyif aldik, tatil yaptik... ve de en onemlisi yelken yaptik! Daha guzel ne olabilirdi ki!



Tesekkurler Berivan, Bugra, Can, Mehmet, Ozge, Semih ve Yigit!



Hepinizi çok seven eski Baskan,



Okan AKDAG.

May 26, 2006

Bahar Gezisi 2006

Bogaziçi Üniversitesi Yelken Takımı
2006 Bahar Gezisi Marmaris-Kekova-Marmaris Seyir Defteri*
28 Nisan 2006, Cuma:
Otobüs bekliyor Güney Meydanda. Meraklı ve heyecanlı ufaklıklarla tecrübeli kaptanlar aynı yöne dogru yol alacaklar. Herkes çok heyecanlı, cıvıl cıvıl bir telas var etrafımızda. Saatler 20.30’u gösterdiginde otobüs hareket ediyor. Alısveris listeleri gözden geçiriliyor, lüks istekler üzerinde mutabakata varılana kadar hararetli konusmalar yapılıyor. Feribota binmisiz, bir hava alalım diye dısarı çıkıyoruz. Herkes teknesindekilerle tanısıyor, malum bir koca haftayı bir arada geçirecegiz.

29 Nisan 2006, Cumartesi:
Saat sekiz buçukta Marmaris’e vardık. _lk is alısverisçilere türlü tembihlerle Tansas’a yollamak ve ellerinde sayısız torbayla marinaya varmalarını beklemek. Marmaris Netsel Marina karsımızda, otobüsten kendimizi acele dısarı atıyoruz, tekneler nerede, hangisi bizimki olacak? Ama önce tüm esyalar otobüsten alınıp teknelerin önüne yıgılıyor. Teknelere yerlesme, Yüksel Yatçılık’ın her tekne için ayrı ayrı verdigi bilgilendirme ve alısveris sorumlularının dönüsü derken 13.30 olarak planlanan seyrin baslangıcı 14.30’a kayıyor. _lk defa usturmaçalarımızı toplayıp yola koyuluyoruz.

Seyir: Limanda büyük kefaller görmüstük, koydan çıkarken de doganın sundugu diger güzellikleri selamlıyoruz, yesilin tonları büyüleyici. Sonra tam balon açsak mı derken Okan’ın teknesinin yedigi bros bizi vazgeçiriyor. Görev dagılımının ardından, tam seyir pozisyonumuzu aldık. 7 knot olan havayı kullanıp balon açmaya karar verdik, bazı tekneler de ayıbacagıyla seyre devam ettiler. Ama sakacı balonumuzun ipleri her seferinde birbirine girdi. (Balon ıskotalarını teknenin en dısından geçirmek çok mühim bir ismis, ögrenmis olduk.) Ama balon açıp, kavançalar atınca havaya girdik dogrusu. Yılancık Adası’nı iskelemizde bırakıp, saat sekiz gibi Ekincik Körfezi’ne girdik, rüzgâr dısarıdakine göre bogazda daha yogundu, ama çok tersleyince indirdik yelkenleri. Sonra demirleyip ilk yemek hazırlıklarına basladık. Bu sırada, uygun ana yelkene dördüncü denemelerinde kavusan Refik Hoca’nın teknesi de ancak 21.30’da koya giriyor. Makarnamızı, salatamızı ve tavugumuzu yedik. Bu sırada yanımızda demirlemis Rus Yatındaki nargile de gözümüzden kaçmadı. Tekneler arası aksam gezmeleri, tekne içi tanıma muhabbetleri kuruyemisle pek bir tatlı oldu. Tüm teknelere ilk günün ve tekneye uyum saglama çabalarının yorgunlugu çökerken 23.00 civarında koy sessizlige bürünmeye baslıyor. Ama dogrusu yıldızların altında uyuyacagımız ilk gecenin heyecanıyla kamaralarımıza nispeten erken gittik. Sadece gökyüzü ve biz!

30 Nisan 2006, Pazar:
Sabah cesur yürekler buz gibi suya atladılar! Zodiac savasları da yasandı ama bir grup da (mecburen) aksamdan kalan bulasıkları yıkadı. Bu sırada tiyatrocu gençlik kaleden kız kaçırmayı canlandırırken, maceracı gençlik de orman yürüyüsüne çıktı. Kahvaltıdan hemen sonra yola koyulduk zira 70 millik bir yol bizi bekler. Seyir ögretici ve sefalı basladı. Cenova arabasının kaçıncı delikte olması gerektigine karar veriyoruz, geçtigimiz koyların kısa tarihçelerini dinliyoruz.

Seyir: Açımız ve hava çok uygun, diger tekneler gibi balon basıyoruz. Önümüzde Kas’a kadar bir hayli mesafe var, gece seyri yapacagız.13.30 gibi hava sertlesiyor, 20 knot üzerine çıkmasıyla beraber telsizlerimizden can yeleklerinin giyilmesi ile ilgili, tüm Bogaziçi Tekneleri’ne yapılan çagrıyı duyuyoruz. Telsizden diger teknelerin durumunu takip ediyoruz, dalgalar gittikçe büyürken. Refik Hoca’nın teknesinde GPS bulunmadıgı için bu gece Kas yerine Kalkan’da demirleyecegiz. Peksimet adasını iskelemizde bırakıp, Fethiye Körfezi’nin Güneyinden geçiyoruz. Seyir bekledigimizden uzun sürdü. Hava kararmaya basladıkça kara görünmez oldu. Saatler dokuzu gösterdiginde hala denizdeydik. Çok karısık düzenegi olmayan teknelerimizi daha iyi tanımaya çalısıyoruz. Kalkan önlerindeki adadaki feneri görüp kanala dogru yönelmeyi planlıyoruz. Adayı sancagımızda bırakıp Kalkan limanına az kala motor basıyoruz. 21.00 ile 23.30 arası limana varan tekneler 58 deniz millik seyirlerinin yorgunlugunu, Ali Baba’nın ev yemekleri lokantasında gideriyorlar. Teknelerimizde biraz daha sefa yapıp kamaralarımıza çekiliyoruz, pür dikkat harita, yelken, karanlık arasında gece seyrini tamamlayan gözlerimiz kapanıyor.

1 Mayıs 2006, Pazartesi:
Sabahın dokuzunda, demir gibi saglam, dinlenmis uyanmayalı çok olmustu! Burası ufak bir sahil kasabası, otel görünümlü binalar dısında iki katın üstüne çıkan ev yok. Ama sürmekte olan insaatlar yakında turistik bir yer olacagına isaret. Bu gezi olmasaydı böylesi bir yerin varlıgından haberdar olamayacak, bir evin cephesindeki kocaman yelkenli resmini göremeyecektik. Çıkmadan evvel son hazırlıklar yapılıyor, direge adam basıp shuckle’ı açılan balon mandarını yeniden takanlar, tekne temizligi yapanlar…

Seyir: Hava tahminlerini internetten aldıktan sonra, saat 11.30 gibi yola koyuluyoruz yeniden. Rüzgârımız fena degil, genis apazda yol alıyoruz. Hedefimiz Kekova, bu rotada Kas kanalına girmeyip, diger teknelerle 12.55’te Türk topraklarına en yakın Yunan adası olan Meis Adası civarındayız. Sancak gurcatadaki ipe Yunan Bayragı’nı çekiyoruz. Bu sırada telsizden balonu yırtılan teknenin Dufour 41 oldugunu ögreniyoruz. Biz de yarım saatlik balon seyrinden sonra sorun yasadık. Tam balonu mayna ederken, aniden balon suya düsüyor. Bir telas ve ani hareketlerle balonu kurtarıyoruz. Hava yeniden siddetlenip, 20 knotı buluyor, can yeleklerimizi giyiyoruz. Kekova’ya girerken hava kararmadıgı için arasından geçmemiz gereken Topak adasını ve Geyikova’yı net bir sekilde seçebiliyoruz. Diger teknelerle es zamanlı olarak 17.00’de Kekova’ya varıyoruz. Pilot seyir kitabımızın rehberliginde Üçagız Koyu’na demirliyoruz. Bugün 30 deniz mili yapmısız.

Üç tekne beraber bordalamayı deniyoruz, ama rüzgâr atınca koya yaklasıp altı tekne demirliyoruz. Refik Hoca ve Levent’in tekneleri ise Kaleönünde demirlemeyi tercih ediyorlar. Bir tekneden yayılan Shantal müzigi etkisini tüm teknelerde göstermeye baslıyor. Balkan atesi az sonra tüm teknelere sıçrıyor. Daha önce bu kadar dogal ve kendiliginden gelisen bir partiye ilk defa tanıklık ediyoruz. Müzigin sesini sonuna dek açıp koyun ıssızlıgından faydalanırken, herkes çok ama çok egleniyordu. Böylece bir saat kadar eglendikten sonra Fifty Cent’li bir disco ortamı olusturuldu, en son birinin “Sıkısın da, üstünüze sigara dumanı sinsin, o zaman tam olur.” Dedigini duyuluyor. Yemek kardesligi yapan üç tekne diger teknelerle de hünerlerini paylastı.(Her tekne üç tekneye yetecek kadar, pilav, salata, tavuk veya pudingi yapıyor. Bir nevi seri üretim.) Ama eglenceyi tek seçenekle sınırlamak olmazdı. Ardından zodiacla açılıp, sarkılar söyleyenlerde oluyor. Zodiacla Levent’in tekneye gece operasyonu düzenleyen Meltem ve Eda tekneleri ertesi sabaha bir sürpriz hazırlıyorlar. Daha sonra yakamozların esliginde uykuya dalıyoruz.

2 Mayıs 2006, Salı:
Sabah mahmurluguyla tekneyi temizlerken, ufukta bir korsan gemisi belirdi. Fotograf makinelerimizi çıkarmamızı isteyen bu tek gözleri kara kaplı deniz Leventlerinin bu kadar acımasız olacaklarını beklemiyorduk! Aniden baslayan su dolu balon saldırısı bizde büyük hasara yol açmadı. Hemen önceki gecenin sürprizi olan ve zodiacla Levent’in tekneden çalınan su dolu balonlar güverteye çıkarılıyor ve karsı ataga geçiliyor. Çok sükür kötü nisancılarmıs, ama sadece yelkencilik degil denizcilik de ögreniliyor ve denize düsen su dolu balonlar tek tek toplanıyor. Nisancılıkları kötüymüs ama balonlar o kadar çoktu ki sabırlarını tebrik ettik. Ardından Kaleköy’e yol aldık. Gerçekten hayatımızda gördügümüz en güzel köylerden biri. Bahçeler, evler, lastik ayakkabılı yaslı teyzeler, 10 yataklı pansiyonuna inat web-sitesiyle Mehtap pansiyon, kösede tembel pinekleyen kedi ve köye adını veren kale. Hani beyaz badanalı evler vardır, kapısında bakkal yazan o sirin dükkânlar, iki katlı evler ve kötü medeniyetin izini hiçbir yerde bulamazsınız.(Ortamı bozan bir reklâm panosu dısında!) Sonra denize, renklere dalmısken, “Siz Türk müsünüz?” diyor biri, etrafa bakınmayı kesip kafayı egdigimizde fıldır fıldır iki çift gözle karsılasıyoruz; Koray ve Cengiz. hünerlerini bir anda sayıp dökmek istiyorlar, konuskanlıkları bile her zamanki çocuklardan baska bir masumiyet tasıyor. Hava asırı sert degil, orsa gidecegiz. Kıyıya daha erken ulasabilmek için müthis hızlı tekne Mamati’ye geçen yarım gezi katılımcılarını ugurluyoruz. Çok zor geldi ayrılmak.

Seyir: Bu arada bir teknenin ana yelkenini indirdigi görüldü. Meger ana yelken makarası kopmus, kopan makara halatı izleyip yere indiginden geç anlasılmıs durum. Ama ekip tecrübeleriyle pratik bir çözüm bulup, ana yelkeni tekrar basıyor. Bir yanlıs anlasma sonucu Erdem’in teknesi Kas Limanı yerine pilotta gösterilen henüz yapım asamasındaki Kas Marina’ya gitmis. Kas Limanı’nı geçip koca bir burnu astıklarında yanlıs yere geldiklerini anlamıslar ve kayalıklar arasından zorlu ve stresli bir geri dönüs yolu yasamıslar. Erdem’in teknesinin 01.00 gibi teknelerin arasında yer alması içleri rahatlatıyor.

Aklanıp paklandıktan sonra herkes ‘rakı-balık’ ı hak ettigimizi düsünüyordu. Koca sinaritleri mezeler ve rakıyla midemize indirdik. Ikinci yarıya gelen arkadasların katılmasıyla senlendi soframız. Ardından Mavi ve Queen barlarda kalan enerjimizi de tükettik. Melisa ve Mamati tekneleri gecenin yıldızı olurken, Erzan Kaptan’ın performansı da gözlerden kaçmadı. 03.30 gibi tüm tekneler sessizlesiyor. Karada olanlar umurumuzda degildi, tabi o sırada karada bizden bagımsız süren hayatta neler oluyordu bilmiyorduk. Ardımızda bıraktıgımız seyler, Istanbul, insanlar, üzüntüler, haberler bencil demeyeyim ama özgür yelken halemizin dısına çarpıp kayan yıldızlar gibi bize ulasamadan sönüyorlardı. Iste o zaman bu gezi iyice anlam kazanıyordu.

3 Mayıs 2006, Çarsamba:
Seyir: Sadece muz, elma ve simit alacak kadar limanda kaldıktan sonra, yola 10.30 civarında koyuluyoruz, rüzgâr 7–8 knot civarında esiyor, bu da biraz keyfimizi kaçırıyor. Çünkü dönüs yolculugu baslamıstı ve önümüzde 10 saatlik bir seyir vardı. Ama kıyıdan uzaklastıkça rüzgâr siddetini iyice azalttı ve 5 knot hızın altına düsmeye basladık. Baktık baska çare yok motor bastık. Yolda beklenmedik biçimde Patara koyuna zodiacla yanasmamız gerekti. Bu beklenmedik durum bize masmavi Patara koyuyla tanısma fırsatı verdi. 4,5 mil’lik kıyının güzelligi insanı büyülüyor. Çaresiz bol bol muhabbet edip, fotograf çekecegimiz bir mavi tur gününe razı oluyoruz. Yolda yunuslar bir süre bize eslik ederken, önceki gün orsa seyri sırasında açıklarda gördügümüz dev kaplumbagayı hatırlıyoruz. Ellen McArthur’dan bahsedildi. Daha 30’una basmadan, tek basına yelkenliyle dünya rekoru kıran bu azimli kadını saygıyla andık. Hedefimiz Göcek limanı. Günes batarken bu yönde Dökükbası burnunu dönüyoruz, rüzgâr 11 knot civarına çıktıgında sevinip balon basmaya karar veriyoruz.
Balonu yarım saat kadar kullanıp, hızımızın yeniden hafifleyen rüzgâr nedeniyle düsük kaldıgını görüp, yeniden motor basıyoruz. 12 saat boyunca 55 deniz milini motor yardımıyla gelmis olmamız bizi dinlendirdi belki ama bu kadar yolu yelkenle gelmis olsaydık keske diye hayıflanıyoruz. Göcek Limanı’na girerken hava tamamen kararmıstı. Bizden önce giren teknelerin tarifine uyarak aralarındaki mesafe 20 m civarında olan üç sarı sıglık çakarını sancagımızda bırakıp, son sarı çakardan sonra 90° sancak bordamızda kalan Göcek Belediye Limanı’na giriyoruz. Kırmızı yesil çakarlar ise Port Göcek’e ait. Liman çevresinden pek ayrılma fırsatı bulamadık, sanırım asıl yerlesim merkezine uzak kaldık. _lk liman içi konserini veren Bogaziçi Yelken Takımı halinden çok memnundu. Günes yanıgı tenlerimizi kulagımızda nagmelerle zorla yataklara tasıdık.

4 Mayıs 2006, Persembe:
Seyir: Dinç bir sabah daha! Erkenden yola koyulalım demeye kalmadı, tam tonozu çözdük, uzaklasıyoruz bir baktık elektrik kablosu karada kalmıs. Tornistanlayıp yanastık tekrar, ardından motora sarılan halat için kaptan suya atladı, ama halat motora ahtapot gibi sarılınca çıkarması zor oldu. Oradan 10.45’te Yassıca Adaları’na dogru yola çıkıyoruz. 1988 America’s Cup Challenger’i “Heart of America” ya ve “Yüzen Ev”e bir göz attık. Deniz keyfi için vardıgımız Yassıca Adasında suya atladık, komsu teknelere ziyaretler yaptık.

Ardından Göcek koyunda Man Overboard antrenmanı yaptık, her 15 saniyede attıgımız tramolalar kanımızı kaynattı, tam balon açtık, kavança atacagız kendimizi tekne yarısında buluyoruz. Bu sırada Zeytinli Ada’yı iskelede bırakıp Tersane Adası’na dogru olan rotamızda orsayla ilerliyoruz. Günesli havada, 12 knot’lık rüzgârla saat 19.00 civarında yan yana Tersane Adası’na demirliyoruz. Refik Kaptan “Mumya”ları discoya çagırırken çılgın parti bir taraftan sürüyordu. Tekne içi danslarıyla cosan kalabalık yıldızların altında unutulmayacak bir gece geçirdi.

5 Mayıs 2006, Cuma:
Seyir: Sabah 11.00’de Tersane Adasından yola çıkıldı, hedef Marmaris. Ama seyir orsa, rüzgâr da pek yok. Bizde güneslenerek seyri geçirmeye çalıstık. Hava çok durgun oldugundan ana yelkenle birlikte motoru da bastık. Çünkü bugünkü gibi seyir uzadıkça uzayabiliyor, navigasyon çalısmalarıyla düzenlenen rotamız maalesef rüzgârın azizligine ugradı. Ardından hava aniden 20-25 knota ulastı ve bazı tekneler camadan vurarak seyirlerine devam ettiler. Orsayla bol tramolalı bir seyir sonrasında Disibilmez Burnu’nu sancakta bırakıp Yılancık Adası’na kadar devam ettik. Yılancık Bankının1 mil açıgında balıkçıların ag atmıs oldugunu ögrenince, adayla bank arasından geçmeye karar verdik. Kadırga Burnu’na dogru devam edip, Keçi Adası ile Yıldız Adası arasındaki kanaldan geçerek Marmaris Netsel Marina’ya 55 deniz millik yolun ardından girdik. En son liman girisinde, motor bastık. Bu limandan çıkarkenki halimizle simdiki halimizi karsılastırmamak elde degil. Ne büyük bir hafta geçirmisiz meger. Deniz insana ne çok sey ögretiyormus. Bu sırada yavas yavas diger teknelerin limana yanasmasıyla rahat nefes aldık. Zira yolda bazı sıkıntılarla karsılasan tekneler oldugunu ögrenmistik. Yakın tekneler yardım için geri dönebilirken biz sadece manevi katkı yapabildik. Ama uzun seyir, günes, denizci adamı yormaz, aksine yeniler. Nitekim soluklar B52’de alındı. Discodaki çılgın danslar, son aksamımız derken eglence dörde dek sürdü.

6 Mayıs 2006, Cumartesi:
Bu son günü, tekneleri sabah teslim edilen Eda Tekne’si dısında aksam 17.00’de teslim edecegimiz için eglenceye ayırdık. Sabah mahmurlugu koyu muhabbetlerle giderildikten sonra Yıldız Adası Koylarından birinde demirleyen iki tekneye diger üç tekne bordaladı. _ki teknede birkaç metre uzakta demirledi. Deniz hala soguktu ama bu bizi durdurmadı. Bir yandan ortaklasa kahvaltı sofraları kuruldu, her sey paylasıldı, bir yandan bitmekte olan seyrin anıları paylasıldı. Dönüs yolunda kıçta bulasık hareketliligi yasanırken, içerde de tekne temizligi sürdü. Bu sırada kıyıdan iyice uzaklasan tekneler sintinelerini bosalttı. Kalan yiyecekler posetlendi, giysiler bavullara sıgdırıldı. Ama bu telasa ragmen son kez denizin sakin maviligine, dagların asil yesilligine karsı son sarkı sözlerimizi savurduk.

Gerçekten çok mutluluk verici! Yasananların ilkligi, geçen zamanın dolulugu ve bir sürü özelligiyle yepyeni bir dünya açıldı önümüzde sanki. Limana girisin ardından, puntonda bu gezi için geleneksellesen pikniklerden birini yaptık. Cipsler, sakalar, krakerler, anılar, peynir ve gidecek olmanın hüznü bir aradaydı. Aksam yemegi için mekân ayarlamaya gidildi. Saat 20.00’deki yemek vaktine kadar Marmaris’i gezme sansımız oldu. Gerçi çok uzaklasıp büyük bir gezinti yapamadık ama bir fikir edindik. Yemegin ardından nerdeyse kosarak Özsüt’e tatlı yemeye gittik, saat 00.15’te kendimizi otobüse zor atmıstık. Sabah söylenen muavinden anladık ki kimse 00.30’u görebilecek kadar uyanık kalamamıstı. Gözlerini açanlar, soförün çok orsaladıgını düsünürken, etraftaki dagları tasları da uçsuz bucaksız denizler sandılar. Ama hayal gibiydi. Gerçi bu yanılsama döndükten sonra da sürdü, artık deniz hastalıgına kapılmıstı tüm yeni yelkenciler! * Bogaziçi Üniversitesi Yelken Takımı kuruldugundan beri 8 tekne ve ekip sirkülasyonu ile yaklasık 70 sporcudan olusan en genis katılımlı gezisini, Bahar 2006’da yaptı.

Bogaziçi Üniversitesi Yelken Takımı Adına Sporcular:
Dila Gökçe - Pınar Ertör

February 10, 2006

Kış Gezisi 2006

Boğaziçi Üniversitesi Yelken Takımı
Kış Gezisi 2006
21 Ocak Pazartesi – 28 Ocak Pazartesi

Rota :
Marmaris – Çiftlik Koyu – Bozburun – Orhaniye – Bozburun – Serçe Koyu - Marmaris

Tekne1 - Eda
Beneteau Oceanis 331

Levent Baş
Neslihan Gerek
Alper Okay
Can Çavlı
Başak Sucuka
Semih Gilan
Tunç Erkmen

Tekne 2 - Yüksel 33
Beneteau Oceanis 331

Okan Akdağ
Emre Menekşe
Can Özçelik
Berivan Şengül
Coşku Çobanoğlu
Erdem Prekiç
Mehmet Erkan

Haftasonu iki gün takımdan 8 kişi Bodrum’da BAYK’ın düzenlediği Kış Trofesi’nin 1.Ayağı’ndaydık. Dün gece Alper’le beraber Marmaris’e geldik. Ortalık fırtına kıyamet. Yürüyerek marinaya gelirken zorlandık. Marinada flüt direklerle, kırbaç mandarların sesi her tarafı inletiyor. İçimizde bir endişe yattık.

21 Ocak Pazartesi – Gün 1

Sabah saat 8. İstanbul’dan gelen kafile karşımızda. Rüzgar dinmiş, dünden eser yok. Anlatsak kimse inanmaz. Çantalar bir tekneye doldurulduktan sonra kaptanlar teknelerin bürokratik işleriyle uğraşırken, geriye kalan 9 kişilik alışveriş grubunun ilk hedefi daimi hedef olan karın doyurmak ve Tansaş alışverişini son sürat tamamlamak. İçerden alınan çeşitli poğaça, börek, simit ve içeceklerle Tansaş’ın önündeki demirlerin üstünde yan yana, yol yorgunu, güneş gözlerini kamaştırmaya başlamış bir grup insan. Ardından ince elenip sık dokunmuş, paylaştırılmış alışveriş listeleriyle rafları talan etmeye başlıyoruz. Her koridorda birazdan denize açılacak bir yelkenci. Gayet organize toplama işleminin ardından kasalardan sonu gelmeyecekmiş gibi bir geçiş yaşadık. Varımızı yoğumuzu bırakıp onlarca torbayla metre metre fişleri alıp dışarda taksilere yöneldik. Şansımız yerinde. Büyük bagajlı taksi de bulduk.

Her tekne için ayrılmış torbalardaki nimetler yerleştirildikten sonra, bu gezide kullanmanın motivasyonuyla alınmış grili kırmızılı Gill marka tulum ve montlarla 12:30’da gezi toplantısı için puntonda toplaştık. Gezinin amaç ve kapsamının üzrinden son kez geçip, öğütleri dinledikten sonra saat 1’de Yüksel Yatçılık’tan kiraladığımız Eda ve Yüksel33 tekneleriyle suya açıldık. Kadırga Burnu açıklarına kadar motor seyrinin ardından yelkenlerimizi açtık ve lodos rüzgarda dalgaların arasında ine çıka yol alamaya başladık. Sonra asimetrik balonlarımızı da basıp tecrübe ettik. Daha sonra yine motor seyrine geçip Çiftlik Adası’nın iskele tarafındaki iki tarafı serpintili geçişten koya girdik.

İskelemizde kalan tahtaları kış sebebiyle sökülmüş iskeleye sırayla bağlanmaya giriştik. Geri kalanlar teknede tetikte beklerken Alper ve Semih iskelenin 30m’yi aşkın demir omurgası üzerinde akrobatik hünerlerini göstererek ileri geri gidip gelerek halatları bağladı. Dalgaların da zorlaştırdığı süreç yarım saatten uzun zamanımızı aldı, ama tekneleri birbirine bordalayıp baştan, kıçtan, yandan iyice sağlamlaştırdık. Her ihtimale karşı gece saatbaşı nöbete kalkılıp durum kontrolü yapılacak. Bundan sonra çevre araştırmaları başladı. Hem karadan, hem de zodyak botla sudan koyu başkalarına aktarabileceğimiz şekilde tanımaya çalıştık. Hava kararmaya yaklaşırken tekneler iyice düzenlendikten sonra ilk akşam yemeği hazırlıkları başladı. Eda teknesi olarak Neslihan’la Alper’in hazırladığı et, makarna ve salatalalı menüyü iki şarap eşliğinde mideye indirdikten sonra tekneler buluşup ilk tabu oyununa giriştik. Ardından herkes Neslihan’ın doğumgünü için Eda’ya toplaştı. Sıcak şarap ve gofretlerle bir güzel kutladık. Saat 9’dan itibaren bir önceki geceden gelen yorgunluğun etkisiyle herkes peş peşe yatakların yolunu tuttu. Saat 11:30’da Barış Aydınsoy askerden arayınca mutlu olduk.

Herkes derin uykudayken, saatbaşı yanımda Levent uyanıyor, dışarı çıkıp etrafı kontrol ediyor, gelip tekrar yatıyor. Onlarca ayrıntıdan bir tanesi.

22 Ocak Salı – Gün 2

Sabah 7:15’de uyandıktan sonra 7:45’e kadar odalar toplandı, bulaşıklar yıkandı ve direğe basma oyunu için güvertelere toplandık. İki tekneden beşer kişilik takımları sahaya çıktı. Oyunun amacı herkesi sırayla direğe basıp indirmek. Direğe çıkan bir ipi sancak gurcataya bağladıysa, bir sonraki oradan çözüp iskele gurcataya bağlayacak. Görevler tırmanıcı, kollamacı, direkdibi basıcı, ip çekici, vinççi. Başabaş giden mücadelede en sona biri 60lı biri 80li kilolarda seyreden Can kaldı. Alper’le Semih hafif olanı son sürat yukarı bastı ama o da ne birisi yukardaki ipi düşürdü. Aynı ikilinin Can’ı lastik top gibi yere indirip, çıkarması ekstra basmaya rağmen Eda teknesine ipi göğüsletti.

8:30’da motorla seyre başladık. Gökyüzü kuzeyde gri, güneyde beyaz bulutlarla tamamen kaplanmış durumda. Akyar Burnu’nu geçince kahavaltı ettik ve Kızıl Ada yakınlarında ana yelken ve balonla yelken seyrine başladık. Lodos rüzgarıyla Çatal Adası ile anakara arasından, ardından Ala Burun’u geçtik. Kızıl Burun’u dönüp Yeşilova Körfezi’ne girişimizle beraber yağmur altında seyretmeye başladık. Rüzgar yön değiştirince balonları topladık. Esen poyrazla orsa seyrinde Zeytin Adası’nı geçtik. Kiseli Ada’yı geçip Bozburun’a yaklaştığımızda yağmur dindi, rüzgar azaldı, sis kalktı. Gerçeklikten soyutlanıp, balonla usul usul süzülerek bir huzur diyarına giriş yaptık.

Yüksel33 bir süre öncesine kadar içinde bulunduğumuz havada arızalanan mandar ve çıkan çıtanın tamirini yaptıktan sonra Bozburun Limanı’na sancak borda bağlandık. Bağlanan elektrikle yemekler pişti. Bizim menümüz çorba, makarna, sosis. Yemeğin ardından beldeye dağıldık. Akşam yemeği için lokanta, atıştırma için pideci, akşam için kahve aramak geçen seneki gezinin hatıralarını canlandırmak için idealdi. Bizi bekleyen hava hakkında fikir sahibi olmak için internet’i kullandıktan sonra, teknelerde toplantı yaptık.

19:30’da Gordon Restoran yanındaki geçen sene de yediğimiz restoranda toplu yemeğe gittik. Çupra, kalamar, haydari, patlıcan küp ve salatadan oluşan menünün kişi başı maliyeti 13ytl, büyük rakı 30ytl. Afiyetle yediğimiz yemeğin ardından kırmızı, sırıtkan ve çakırkeyif olduk. Aramızda olmayan arkadaşlarımızı andık, çok eğleniyoruz diye Özge’nin kulaklarını çınlattık, fallara baktık, şarkı söyledik. 22:30’da Bozburan’da merkezden tekne yapım yerlerine doğru olan sahil yolunu takip ederek gece yürüyüşüne çıktık. Coşku telefonla kadim dostu Benan’ı da kısmen aramıza kattı. Güzel bir yürüyüşün ardından, hafiften ürpermeye başlayan bedenlerle Yılmaz Kaptan Pansiyon’un daha da ilerisinden asfalt yola gelmeden dönüşe geçtik. 23:30 civarında tekneye dönüp, kamaralarımızda derin bir uykuya daldık.


23 Ocak Çarşamba – Gün 3

Sabah 7:30’da sakin bir Bozburun sabahında uyandık. Sabah yürüyüşü, koşu, erzak temini, su tanklarının doldurulması, yemek hazırlıkları ve genel temizliğin ardından 8:45’te keyifli bir kahvaltıya oturduk. Bulaşıkların yıkanmasının ardından 10:30’da seyrimize başladık. İlk iki günkü lodosun ardından beklediğimiz poyraz Bozburun Koyu’nun şıkır havasından çıkar çıkmaz bizi içine aldı. Şiddetli rüzgar altında orsa seyrinde körfezin ağzına geldik. Atabol Burnu’nu sancakta bırakmamızın ardından ve etkisi iyice hissedilen rüzgar kontrolü zorlaşmış, özlediğimiz tarzda bir seyir yapmamızı sağladı.

Yüksel33 yelkenlerini camadana vurup ilerlerken biz tam açık pozisyonda devam ettik ve seyir biraz daha heyecanlı hale geldi. Bir süre sonra anayelken lazyjack’inin bir çıtası yerinden süzülüp kırbaç hale gelince, anayelkeni mayna etmek zorunda kalıp nefes aldık. Küçük bir molanın ardından seyrimize aynı şekilde devam ettik ama performans odaklı Yüksel33 her gün içten içten devam eden yarışta farkı açmış oldu. Saat 15:30’da yemek, mola ve demirleme çalışması amacıyla 15nm yolun ardından korunaklı Bencik Koyu’na girdik.

Hafifleyen rüzgarda vakit kaybetmemk için iş üstünde birşeyler atıştırıp sırayla herkes dümen ve başüstü arasında görev değişimi yaparak tekrar tekrar su ortasında demirleme çalıştık. Daha sonra tekrar yola çıkıp asimetrik balonlarımızı da kullanarak saat 18 sularında akşam konaklayacağımız Orhaniye Martı Marina’ya ulaştık. Temizlik ardından hasret kalınan duşlar yapıldı, yemekler hazırlandı. Teknelerde yenen yemeklerin devamında tüm grup tek teknede gezi toplantısı için bir araya geldik. Herkes tek tek şu ana kadar geçen zamanı neler umdu, neler buldu şeklinde özetleyip, bundan sonrası için neler yapmak istediğini söyledi. Kaptanlar sözü alıp beklentilerini, amaçlarını, sorumlulukları hatırlattılar. Çoğumuzdan yoğun talep gören vardiyalı gece seyrinin koşulların uygun olması durumunda son gece yapılmasına, bundan önce de marinalara yanaştığımız günlerde gece hava karardıktan sonra dönülmesine, böylece tüm ekibin gece seyri koşullarına iyice alışmasına karar verildi.

24 Ocak Perşembe – Gün 4

Sabah saat 11:30’da Martı Marina’dan yola çıktık. Hedefimiz saat 4’e kadar Datça yönünde ilerlemek, şayet ulaşırsak Datça açığındaki adayı şamandıra olarak kullanmak, ardından Orhaniye’ye geri dönmek. Rüzgarın da uygun olması sayesinde gayet güzel yatık yatık, sağanakları bol, anayelken dümen etkileşimi hakim herkesin dümen tuttuğu bir orsa seyri yaptık. Saat 16:30 gibi Datça’ya varmadan dönüşe geçip, balonları bastık.

Performansçı Yüksel33’de balonda yırtılıp, cenova ıskotasında sorun çıktı. Daha sonrasında ayıbacağıyla yolumuza devam ettik. Böylece yorucu, herkesi üşüten orsanın ardından rahatlayıp ve muz, gofret birşeyler atıştırmaya başladık. Saat 17:30’da güneş battı, hava kararmaya başladı, seyir ışıkları açıldı, 18:30’da zifiri karanlık etrafımızı kapladı. Fenerleri kollayarak, gps cihazından koordinat alıp, harita üzerinde 15 dakikada bir mevki tespit ederek, bir nebze olsun belirsizliğin içinde ilerleyerek, yıldızları seyrederek gece seyrinin keyfini ve heyecanını tatmaya başladık. Doymasak da genel fikir edindirmek açısından tatmin olduk. Saat 19:30’da 8 saat süren 36 deniz millik seyir ardından yine konfor merkezimiz olan Martı Marina’ya bordaladık. Duş ve hazırlıklar ardından 21:00’da yemeğe oturduk, ardından gelen toplu tabu ve blöf oyunlarıyla saati 02:00 edip, yattık.


25 Ocak Cuma – Gün 5

Sabah 8:30 gibi uyandık. Bulaşık yıkama, tuvalet, koşu, duş, kahvaltı ve sabah keyfi ardından saat 12:30’da Martı Marina’da denize açık yan taraftaki uygun yerimizde bordalama eğitimine başladık. Herkes sırayla tekneyle karadan açıldı ve tekrar karaya bordalamayı tamamladı. Yüksel Yatçılık teknik servisi tarafından Yüksel33’ün yırtılan balonu değiştirildi, camadan vurulunca rotasyon yapan furling’i tamir edildi. Saat 14:30’da hazırlıklarımızı tamamlayıp sıcak duşlu Martı Marina’dan ayrılıp Bozburun’a doğru yola çıktık. Atabol Burnu hizasına kadar orta ama soğuk havada orsa gittikten sonra geniş apaza döndük. Havanın kararmasıyla yine gece seyrine başladık. Bozburun’a yaklaşırken ada dönüşü ardından balon basmaya yeltendiğimizde mandar schackle’ı tepede açılınca balon aşağı indi, schackle tepede kaldı.

Geziye gelirken iki şey yapmak istiyordum : gece seyri ve direğe basılmak. İkisini de yapmıştım. Şimdi sıra ikisini birlikte yapmaktaydı. Gece vakti kafa fenerimle rüzgarlı havada direğin tepesindeydim. Keyfime diyecek yok. 20 deniz millik yolun ardından Bozburun’a vardık. Vakit geç karınlar çok aç olunca yemeği hızlandırmak için pide alıp hazırladığımız çorba ve salatayla beraber bir çırpıda yedik. Pidenin verdiği rehavet nasıl atılır? Kahvehanede tavla oynayıp, kahveleri yudumlayarak.


26 Ocak Cumartesi – Gün 6

Sabah saat 6:30’da Levent’i yolcu ettikten sonra 8:30’da kalktık. Standart hale gelen bulaşık, tekne temizliği, erzak temini prosedüründen sonra saat 10:30’da Bozburun’dan da bu senelik ayrıldık. Bozburun Koyu’ndaki adayı geçer geçmez yelken ve balonlarımızı bastık. Kızıl Ada ve Zeytin Adası açığına kadar çok hafif havada bol bol balonla kavança antremanı yaptık. Adaların rüzgarsız bıraktığı alanlardan kurtulduktan sonra hızlandık, orsaya dönüp Kızıl Burun’a yöneldik. Ardından kafayı açıp geniş apazda Ala Burun açıklarına kadar indik. Şiddetlenen rüzgar ve dalgalar sonucu ufak boyutta broşlar da tatmaya başladık. Balonla devam etmeye karar verdik, ancak bir ara balon tersten dolunca da küçük çaplı heyecan yaşamış olduk. Çatal Adası’na yaklaşırken rüzgarın azalması üzerine Kadırga Burnu ardındaki Kumbükü’ne gitmekten vazgeçip B planı uyarınca Serçe Limanı’na yöneldik.

Girişe yaklaşınca motor bastık, koyun kuzeyinden rüzgar ve derinlik sebebiyle vazgeçtik ve yine geçen seneki gibi koyun güney kısmına demirleyip, tekneleri bordalamaya karar verdik. Demirleme konusunda öğrendiklerimizi tekrar etmek için fırsat doğdu. Yüksel33’ün güvenlikli şekilde demir atıp iki koltuk halatıyla kıçtan karaya bağlanması iki saat, ardından Eda’nın bağlanmasıda bir yarım saat sürünce saat 15:00’da girdiğimiz koyda saat 5:30 civarı havanın kararmaya başlaması üzerine karada keşif gezisinden ve bu seneki zodyak yarışlarını düzenlemekten vazgeçtik. Teknelere doluşup, yemek yapmaya giriştik.Tabu, blöf, şarap, tekneler arası gezinti, karanlık koyda yıldız seyretme derken saat 11’den itibaren sırayla uyumaya başladık.

27 Ocak Pazar – Gün 7

Sabah saat 8’de uyandık. Kahvaltı ve hazırlığın ardından 10’da yola koyulduk. Ne var ki bir gün önce azalan rüzgar artık tümden bitmek üzereydi. Yavaş yavaş Gökçe Burnu’nu geçtik ama balonlu seyrimiz Kızıl Ada açığında çakılı kalmamızla baltalandı. Az miktardaki akıntı bile ilerlememizi kesmeye yetiyordu. Bir süre sonra ada ardındaki rüzgarsız alandan kurtulsak da kaç gündür doyasıya yaptığımız hareketli seyirlerin ardından sıcak havada güneş altındaki uzun bekleyiş başladı. Kumlu burun açıklarına kadar biraz motor, biraz balonla ilerledikten sonra Neslihan’ı otobüse yetiştirmekte zorlanacağımızı anlayınca artık sadece motorla ilerlemeye başladık. Kadırga Burnu’ndan sonra rüzgarı Keçi Adası tarafıdan karşıdan alınca hızımız iyice yavaşladı, soğuktan kimse dışarda duramaz oldu. Saat 3’te alırız diye düşündüğümüz bilet alışı, 4’e, 4 buçuğa kaydıktan sonra saat 18’de kalkan otobüs öncesi 17:50’de ancak Marmaris Marina’ya yanaşabildik, Neslihan’a uçarak terminale gitti ve çok şükür yetişti. Uzun süren bekleyiş ve ardından gelen dondurucu soğuk sebebiyle herkes yorgun düşünce yemek için Marmaris’e çıkmaya karar verdik. Burger King ve Mudurnu Chicken’a dağılıp ardından dönüş biletlerini almak için Ulusoy, Kamil Koç ve Pamukkale’ye uğradık. Özsüt’te yenen tatlılar ve açılan tavlalar ardından, içecekleri toplayıp, teknelerin yolunu tuttuk. Saat 12 olduğunda uyanık kimse kalmamıştı.


28 Ocak Pazartesi – Gün 8

Sabah 8’de kalkıp 10’da adam kurtarma eğitimi yapmak için hazırlandık ama dünün devamı olarak yelken yapmaya elverişli rüzgar olmadığı için vazgeçtik. Ardından yapacağımız koyiçi match-race de suya düştü. Böylece günün asıl işi olan temizliğe başladık. Saat 11’de başladığımız temizlik saatler sürdü. Teknenin dışı yıkanıp fırçalandı, çantalar hazırlanıp, odalar boşaltıldı, bulaşıklar yıkanıp, mutfak banyo temizlendi, zemin kaplamaları çıkarılıp sintine temizlendi, zemin kaplamaları, duvarlar, dolaplar silindi. Saat 3’de işleri bitirince duşlarımızı da alıp temizliği tamamladık.

Öğlen yemeğinde kalanlardan tüketip, işleri bitirmenin üstüne son şaraplarımızı yudumladık. Yemek faslı da tamamlandıktan sonra son kontrolleri yapıp çantalarımız karada dizili, tok, temiz, yorgun bir halde havuzluğa kurulduk. İstanbul’u karlar kaplamışken, gezinin bitişiyle beraber gelen sıcak havada birer t-shirt’le havuzlukta, Zorba filminin müziklerinin yarattığı Ege atmosferi eşliğinde, akşamüstü esintisi tatlı tatlı yüzümüze vururken kimimiz düşüncelere kimimiz uykuya daldık. Bir hafta içerisinde iyice alışıp bırakmak istemediğimiz tekne yaşamı, başımızdan geçenler, bir dahası olmayacak ekibimiz, aramızda yaşayıp yalnız bize kalanlar, bizi bekleyen şehir yaşamı ve daha nicesi kafamızdan geçerken sırayla gidiş saati gelenler kalanlarla vedalaşıp marinadan ayrıldı.

İlk geldiğim bu kış gezisinde en sona kalmış, herkesin kazasız, kayıpsız bu güzel geziyi mutlu ve memnun tamamlamış olmasının verdiği hazla Eda’da bu satırları yazıyorum. Havuzluğa çıkmak bile içimden gelmiyor. Bu alışmışlığı, denizi, rüzgarı bırakıp şehre, İstanbul’a, yolculuk zamanı geldi çattı. Birazdan istemeye istemeye marinadan uzaklaşan adımlarla yolculuğuma başlayacağım.

Bahar gezisine sayılı gün var. Çabuk geçer. Kim bilir filoda kaç tekne olacağız? Bu sefer sıcak havada, denizin hakkını vererek, geceleri güvertede uyuyarak neler yapacağız?

Gezinin ardından ileriye yönelik aklımda yer eden iki şey var. Birincisi her havada yelken yapılır. Tekne illa kabuk gibi bir şekilde suda yüzüyor. İkincisi de herşeyin ötesinde en önemli şey öncelikle eğlenmeyi ve sonra da eğlendirmeyi bilmek.


Can Çavlı