May 26, 2006

Bahar Gezisi 2006

Bogaziçi Üniversitesi Yelken Takımı
2006 Bahar Gezisi Marmaris-Kekova-Marmaris Seyir Defteri*
28 Nisan 2006, Cuma:
Otobüs bekliyor Güney Meydanda. Meraklı ve heyecanlı ufaklıklarla tecrübeli kaptanlar aynı yöne dogru yol alacaklar. Herkes çok heyecanlı, cıvıl cıvıl bir telas var etrafımızda. Saatler 20.30’u gösterdiginde otobüs hareket ediyor. Alısveris listeleri gözden geçiriliyor, lüks istekler üzerinde mutabakata varılana kadar hararetli konusmalar yapılıyor. Feribota binmisiz, bir hava alalım diye dısarı çıkıyoruz. Herkes teknesindekilerle tanısıyor, malum bir koca haftayı bir arada geçirecegiz.

29 Nisan 2006, Cumartesi:
Saat sekiz buçukta Marmaris’e vardık. _lk is alısverisçilere türlü tembihlerle Tansas’a yollamak ve ellerinde sayısız torbayla marinaya varmalarını beklemek. Marmaris Netsel Marina karsımızda, otobüsten kendimizi acele dısarı atıyoruz, tekneler nerede, hangisi bizimki olacak? Ama önce tüm esyalar otobüsten alınıp teknelerin önüne yıgılıyor. Teknelere yerlesme, Yüksel Yatçılık’ın her tekne için ayrı ayrı verdigi bilgilendirme ve alısveris sorumlularının dönüsü derken 13.30 olarak planlanan seyrin baslangıcı 14.30’a kayıyor. _lk defa usturmaçalarımızı toplayıp yola koyuluyoruz.

Seyir: Limanda büyük kefaller görmüstük, koydan çıkarken de doganın sundugu diger güzellikleri selamlıyoruz, yesilin tonları büyüleyici. Sonra tam balon açsak mı derken Okan’ın teknesinin yedigi bros bizi vazgeçiriyor. Görev dagılımının ardından, tam seyir pozisyonumuzu aldık. 7 knot olan havayı kullanıp balon açmaya karar verdik, bazı tekneler de ayıbacagıyla seyre devam ettiler. Ama sakacı balonumuzun ipleri her seferinde birbirine girdi. (Balon ıskotalarını teknenin en dısından geçirmek çok mühim bir ismis, ögrenmis olduk.) Ama balon açıp, kavançalar atınca havaya girdik dogrusu. Yılancık Adası’nı iskelemizde bırakıp, saat sekiz gibi Ekincik Körfezi’ne girdik, rüzgâr dısarıdakine göre bogazda daha yogundu, ama çok tersleyince indirdik yelkenleri. Sonra demirleyip ilk yemek hazırlıklarına basladık. Bu sırada, uygun ana yelkene dördüncü denemelerinde kavusan Refik Hoca’nın teknesi de ancak 21.30’da koya giriyor. Makarnamızı, salatamızı ve tavugumuzu yedik. Bu sırada yanımızda demirlemis Rus Yatındaki nargile de gözümüzden kaçmadı. Tekneler arası aksam gezmeleri, tekne içi tanıma muhabbetleri kuruyemisle pek bir tatlı oldu. Tüm teknelere ilk günün ve tekneye uyum saglama çabalarının yorgunlugu çökerken 23.00 civarında koy sessizlige bürünmeye baslıyor. Ama dogrusu yıldızların altında uyuyacagımız ilk gecenin heyecanıyla kamaralarımıza nispeten erken gittik. Sadece gökyüzü ve biz!

30 Nisan 2006, Pazar:
Sabah cesur yürekler buz gibi suya atladılar! Zodiac savasları da yasandı ama bir grup da (mecburen) aksamdan kalan bulasıkları yıkadı. Bu sırada tiyatrocu gençlik kaleden kız kaçırmayı canlandırırken, maceracı gençlik de orman yürüyüsüne çıktı. Kahvaltıdan hemen sonra yola koyulduk zira 70 millik bir yol bizi bekler. Seyir ögretici ve sefalı basladı. Cenova arabasının kaçıncı delikte olması gerektigine karar veriyoruz, geçtigimiz koyların kısa tarihçelerini dinliyoruz.

Seyir: Açımız ve hava çok uygun, diger tekneler gibi balon basıyoruz. Önümüzde Kas’a kadar bir hayli mesafe var, gece seyri yapacagız.13.30 gibi hava sertlesiyor, 20 knot üzerine çıkmasıyla beraber telsizlerimizden can yeleklerinin giyilmesi ile ilgili, tüm Bogaziçi Tekneleri’ne yapılan çagrıyı duyuyoruz. Telsizden diger teknelerin durumunu takip ediyoruz, dalgalar gittikçe büyürken. Refik Hoca’nın teknesinde GPS bulunmadıgı için bu gece Kas yerine Kalkan’da demirleyecegiz. Peksimet adasını iskelemizde bırakıp, Fethiye Körfezi’nin Güneyinden geçiyoruz. Seyir bekledigimizden uzun sürdü. Hava kararmaya basladıkça kara görünmez oldu. Saatler dokuzu gösterdiginde hala denizdeydik. Çok karısık düzenegi olmayan teknelerimizi daha iyi tanımaya çalısıyoruz. Kalkan önlerindeki adadaki feneri görüp kanala dogru yönelmeyi planlıyoruz. Adayı sancagımızda bırakıp Kalkan limanına az kala motor basıyoruz. 21.00 ile 23.30 arası limana varan tekneler 58 deniz millik seyirlerinin yorgunlugunu, Ali Baba’nın ev yemekleri lokantasında gideriyorlar. Teknelerimizde biraz daha sefa yapıp kamaralarımıza çekiliyoruz, pür dikkat harita, yelken, karanlık arasında gece seyrini tamamlayan gözlerimiz kapanıyor.

1 Mayıs 2006, Pazartesi:
Sabahın dokuzunda, demir gibi saglam, dinlenmis uyanmayalı çok olmustu! Burası ufak bir sahil kasabası, otel görünümlü binalar dısında iki katın üstüne çıkan ev yok. Ama sürmekte olan insaatlar yakında turistik bir yer olacagına isaret. Bu gezi olmasaydı böylesi bir yerin varlıgından haberdar olamayacak, bir evin cephesindeki kocaman yelkenli resmini göremeyecektik. Çıkmadan evvel son hazırlıklar yapılıyor, direge adam basıp shuckle’ı açılan balon mandarını yeniden takanlar, tekne temizligi yapanlar…

Seyir: Hava tahminlerini internetten aldıktan sonra, saat 11.30 gibi yola koyuluyoruz yeniden. Rüzgârımız fena degil, genis apazda yol alıyoruz. Hedefimiz Kekova, bu rotada Kas kanalına girmeyip, diger teknelerle 12.55’te Türk topraklarına en yakın Yunan adası olan Meis Adası civarındayız. Sancak gurcatadaki ipe Yunan Bayragı’nı çekiyoruz. Bu sırada telsizden balonu yırtılan teknenin Dufour 41 oldugunu ögreniyoruz. Biz de yarım saatlik balon seyrinden sonra sorun yasadık. Tam balonu mayna ederken, aniden balon suya düsüyor. Bir telas ve ani hareketlerle balonu kurtarıyoruz. Hava yeniden siddetlenip, 20 knotı buluyor, can yeleklerimizi giyiyoruz. Kekova’ya girerken hava kararmadıgı için arasından geçmemiz gereken Topak adasını ve Geyikova’yı net bir sekilde seçebiliyoruz. Diger teknelerle es zamanlı olarak 17.00’de Kekova’ya varıyoruz. Pilot seyir kitabımızın rehberliginde Üçagız Koyu’na demirliyoruz. Bugün 30 deniz mili yapmısız.

Üç tekne beraber bordalamayı deniyoruz, ama rüzgâr atınca koya yaklasıp altı tekne demirliyoruz. Refik Hoca ve Levent’in tekneleri ise Kaleönünde demirlemeyi tercih ediyorlar. Bir tekneden yayılan Shantal müzigi etkisini tüm teknelerde göstermeye baslıyor. Balkan atesi az sonra tüm teknelere sıçrıyor. Daha önce bu kadar dogal ve kendiliginden gelisen bir partiye ilk defa tanıklık ediyoruz. Müzigin sesini sonuna dek açıp koyun ıssızlıgından faydalanırken, herkes çok ama çok egleniyordu. Böylece bir saat kadar eglendikten sonra Fifty Cent’li bir disco ortamı olusturuldu, en son birinin “Sıkısın da, üstünüze sigara dumanı sinsin, o zaman tam olur.” Dedigini duyuluyor. Yemek kardesligi yapan üç tekne diger teknelerle de hünerlerini paylastı.(Her tekne üç tekneye yetecek kadar, pilav, salata, tavuk veya pudingi yapıyor. Bir nevi seri üretim.) Ama eglenceyi tek seçenekle sınırlamak olmazdı. Ardından zodiacla açılıp, sarkılar söyleyenlerde oluyor. Zodiacla Levent’in tekneye gece operasyonu düzenleyen Meltem ve Eda tekneleri ertesi sabaha bir sürpriz hazırlıyorlar. Daha sonra yakamozların esliginde uykuya dalıyoruz.

2 Mayıs 2006, Salı:
Sabah mahmurluguyla tekneyi temizlerken, ufukta bir korsan gemisi belirdi. Fotograf makinelerimizi çıkarmamızı isteyen bu tek gözleri kara kaplı deniz Leventlerinin bu kadar acımasız olacaklarını beklemiyorduk! Aniden baslayan su dolu balon saldırısı bizde büyük hasara yol açmadı. Hemen önceki gecenin sürprizi olan ve zodiacla Levent’in tekneden çalınan su dolu balonlar güverteye çıkarılıyor ve karsı ataga geçiliyor. Çok sükür kötü nisancılarmıs, ama sadece yelkencilik degil denizcilik de ögreniliyor ve denize düsen su dolu balonlar tek tek toplanıyor. Nisancılıkları kötüymüs ama balonlar o kadar çoktu ki sabırlarını tebrik ettik. Ardından Kaleköy’e yol aldık. Gerçekten hayatımızda gördügümüz en güzel köylerden biri. Bahçeler, evler, lastik ayakkabılı yaslı teyzeler, 10 yataklı pansiyonuna inat web-sitesiyle Mehtap pansiyon, kösede tembel pinekleyen kedi ve köye adını veren kale. Hani beyaz badanalı evler vardır, kapısında bakkal yazan o sirin dükkânlar, iki katlı evler ve kötü medeniyetin izini hiçbir yerde bulamazsınız.(Ortamı bozan bir reklâm panosu dısında!) Sonra denize, renklere dalmısken, “Siz Türk müsünüz?” diyor biri, etrafa bakınmayı kesip kafayı egdigimizde fıldır fıldır iki çift gözle karsılasıyoruz; Koray ve Cengiz. hünerlerini bir anda sayıp dökmek istiyorlar, konuskanlıkları bile her zamanki çocuklardan baska bir masumiyet tasıyor. Hava asırı sert degil, orsa gidecegiz. Kıyıya daha erken ulasabilmek için müthis hızlı tekne Mamati’ye geçen yarım gezi katılımcılarını ugurluyoruz. Çok zor geldi ayrılmak.

Seyir: Bu arada bir teknenin ana yelkenini indirdigi görüldü. Meger ana yelken makarası kopmus, kopan makara halatı izleyip yere indiginden geç anlasılmıs durum. Ama ekip tecrübeleriyle pratik bir çözüm bulup, ana yelkeni tekrar basıyor. Bir yanlıs anlasma sonucu Erdem’in teknesi Kas Limanı yerine pilotta gösterilen henüz yapım asamasındaki Kas Marina’ya gitmis. Kas Limanı’nı geçip koca bir burnu astıklarında yanlıs yere geldiklerini anlamıslar ve kayalıklar arasından zorlu ve stresli bir geri dönüs yolu yasamıslar. Erdem’in teknesinin 01.00 gibi teknelerin arasında yer alması içleri rahatlatıyor.

Aklanıp paklandıktan sonra herkes ‘rakı-balık’ ı hak ettigimizi düsünüyordu. Koca sinaritleri mezeler ve rakıyla midemize indirdik. Ikinci yarıya gelen arkadasların katılmasıyla senlendi soframız. Ardından Mavi ve Queen barlarda kalan enerjimizi de tükettik. Melisa ve Mamati tekneleri gecenin yıldızı olurken, Erzan Kaptan’ın performansı da gözlerden kaçmadı. 03.30 gibi tüm tekneler sessizlesiyor. Karada olanlar umurumuzda degildi, tabi o sırada karada bizden bagımsız süren hayatta neler oluyordu bilmiyorduk. Ardımızda bıraktıgımız seyler, Istanbul, insanlar, üzüntüler, haberler bencil demeyeyim ama özgür yelken halemizin dısına çarpıp kayan yıldızlar gibi bize ulasamadan sönüyorlardı. Iste o zaman bu gezi iyice anlam kazanıyordu.

3 Mayıs 2006, Çarsamba:
Seyir: Sadece muz, elma ve simit alacak kadar limanda kaldıktan sonra, yola 10.30 civarında koyuluyoruz, rüzgâr 7–8 knot civarında esiyor, bu da biraz keyfimizi kaçırıyor. Çünkü dönüs yolculugu baslamıstı ve önümüzde 10 saatlik bir seyir vardı. Ama kıyıdan uzaklastıkça rüzgâr siddetini iyice azalttı ve 5 knot hızın altına düsmeye basladık. Baktık baska çare yok motor bastık. Yolda beklenmedik biçimde Patara koyuna zodiacla yanasmamız gerekti. Bu beklenmedik durum bize masmavi Patara koyuyla tanısma fırsatı verdi. 4,5 mil’lik kıyının güzelligi insanı büyülüyor. Çaresiz bol bol muhabbet edip, fotograf çekecegimiz bir mavi tur gününe razı oluyoruz. Yolda yunuslar bir süre bize eslik ederken, önceki gün orsa seyri sırasında açıklarda gördügümüz dev kaplumbagayı hatırlıyoruz. Ellen McArthur’dan bahsedildi. Daha 30’una basmadan, tek basına yelkenliyle dünya rekoru kıran bu azimli kadını saygıyla andık. Hedefimiz Göcek limanı. Günes batarken bu yönde Dökükbası burnunu dönüyoruz, rüzgâr 11 knot civarına çıktıgında sevinip balon basmaya karar veriyoruz.
Balonu yarım saat kadar kullanıp, hızımızın yeniden hafifleyen rüzgâr nedeniyle düsük kaldıgını görüp, yeniden motor basıyoruz. 12 saat boyunca 55 deniz milini motor yardımıyla gelmis olmamız bizi dinlendirdi belki ama bu kadar yolu yelkenle gelmis olsaydık keske diye hayıflanıyoruz. Göcek Limanı’na girerken hava tamamen kararmıstı. Bizden önce giren teknelerin tarifine uyarak aralarındaki mesafe 20 m civarında olan üç sarı sıglık çakarını sancagımızda bırakıp, son sarı çakardan sonra 90° sancak bordamızda kalan Göcek Belediye Limanı’na giriyoruz. Kırmızı yesil çakarlar ise Port Göcek’e ait. Liman çevresinden pek ayrılma fırsatı bulamadık, sanırım asıl yerlesim merkezine uzak kaldık. _lk liman içi konserini veren Bogaziçi Yelken Takımı halinden çok memnundu. Günes yanıgı tenlerimizi kulagımızda nagmelerle zorla yataklara tasıdık.

4 Mayıs 2006, Persembe:
Seyir: Dinç bir sabah daha! Erkenden yola koyulalım demeye kalmadı, tam tonozu çözdük, uzaklasıyoruz bir baktık elektrik kablosu karada kalmıs. Tornistanlayıp yanastık tekrar, ardından motora sarılan halat için kaptan suya atladı, ama halat motora ahtapot gibi sarılınca çıkarması zor oldu. Oradan 10.45’te Yassıca Adaları’na dogru yola çıkıyoruz. 1988 America’s Cup Challenger’i “Heart of America” ya ve “Yüzen Ev”e bir göz attık. Deniz keyfi için vardıgımız Yassıca Adasında suya atladık, komsu teknelere ziyaretler yaptık.

Ardından Göcek koyunda Man Overboard antrenmanı yaptık, her 15 saniyede attıgımız tramolalar kanımızı kaynattı, tam balon açtık, kavança atacagız kendimizi tekne yarısında buluyoruz. Bu sırada Zeytinli Ada’yı iskelede bırakıp Tersane Adası’na dogru olan rotamızda orsayla ilerliyoruz. Günesli havada, 12 knot’lık rüzgârla saat 19.00 civarında yan yana Tersane Adası’na demirliyoruz. Refik Kaptan “Mumya”ları discoya çagırırken çılgın parti bir taraftan sürüyordu. Tekne içi danslarıyla cosan kalabalık yıldızların altında unutulmayacak bir gece geçirdi.

5 Mayıs 2006, Cuma:
Seyir: Sabah 11.00’de Tersane Adasından yola çıkıldı, hedef Marmaris. Ama seyir orsa, rüzgâr da pek yok. Bizde güneslenerek seyri geçirmeye çalıstık. Hava çok durgun oldugundan ana yelkenle birlikte motoru da bastık. Çünkü bugünkü gibi seyir uzadıkça uzayabiliyor, navigasyon çalısmalarıyla düzenlenen rotamız maalesef rüzgârın azizligine ugradı. Ardından hava aniden 20-25 knota ulastı ve bazı tekneler camadan vurarak seyirlerine devam ettiler. Orsayla bol tramolalı bir seyir sonrasında Disibilmez Burnu’nu sancakta bırakıp Yılancık Adası’na kadar devam ettik. Yılancık Bankının1 mil açıgında balıkçıların ag atmıs oldugunu ögrenince, adayla bank arasından geçmeye karar verdik. Kadırga Burnu’na dogru devam edip, Keçi Adası ile Yıldız Adası arasındaki kanaldan geçerek Marmaris Netsel Marina’ya 55 deniz millik yolun ardından girdik. En son liman girisinde, motor bastık. Bu limandan çıkarkenki halimizle simdiki halimizi karsılastırmamak elde degil. Ne büyük bir hafta geçirmisiz meger. Deniz insana ne çok sey ögretiyormus. Bu sırada yavas yavas diger teknelerin limana yanasmasıyla rahat nefes aldık. Zira yolda bazı sıkıntılarla karsılasan tekneler oldugunu ögrenmistik. Yakın tekneler yardım için geri dönebilirken biz sadece manevi katkı yapabildik. Ama uzun seyir, günes, denizci adamı yormaz, aksine yeniler. Nitekim soluklar B52’de alındı. Discodaki çılgın danslar, son aksamımız derken eglence dörde dek sürdü.

6 Mayıs 2006, Cumartesi:
Bu son günü, tekneleri sabah teslim edilen Eda Tekne’si dısında aksam 17.00’de teslim edecegimiz için eglenceye ayırdık. Sabah mahmurlugu koyu muhabbetlerle giderildikten sonra Yıldız Adası Koylarından birinde demirleyen iki tekneye diger üç tekne bordaladı. _ki teknede birkaç metre uzakta demirledi. Deniz hala soguktu ama bu bizi durdurmadı. Bir yandan ortaklasa kahvaltı sofraları kuruldu, her sey paylasıldı, bir yandan bitmekte olan seyrin anıları paylasıldı. Dönüs yolunda kıçta bulasık hareketliligi yasanırken, içerde de tekne temizligi sürdü. Bu sırada kıyıdan iyice uzaklasan tekneler sintinelerini bosalttı. Kalan yiyecekler posetlendi, giysiler bavullara sıgdırıldı. Ama bu telasa ragmen son kez denizin sakin maviligine, dagların asil yesilligine karsı son sarkı sözlerimizi savurduk.

Gerçekten çok mutluluk verici! Yasananların ilkligi, geçen zamanın dolulugu ve bir sürü özelligiyle yepyeni bir dünya açıldı önümüzde sanki. Limana girisin ardından, puntonda bu gezi için geleneksellesen pikniklerden birini yaptık. Cipsler, sakalar, krakerler, anılar, peynir ve gidecek olmanın hüznü bir aradaydı. Aksam yemegi için mekân ayarlamaya gidildi. Saat 20.00’deki yemek vaktine kadar Marmaris’i gezme sansımız oldu. Gerçi çok uzaklasıp büyük bir gezinti yapamadık ama bir fikir edindik. Yemegin ardından nerdeyse kosarak Özsüt’e tatlı yemeye gittik, saat 00.15’te kendimizi otobüse zor atmıstık. Sabah söylenen muavinden anladık ki kimse 00.30’u görebilecek kadar uyanık kalamamıstı. Gözlerini açanlar, soförün çok orsaladıgını düsünürken, etraftaki dagları tasları da uçsuz bucaksız denizler sandılar. Ama hayal gibiydi. Gerçi bu yanılsama döndükten sonra da sürdü, artık deniz hastalıgına kapılmıstı tüm yeni yelkenciler! * Bogaziçi Üniversitesi Yelken Takımı kuruldugundan beri 8 tekne ve ekip sirkülasyonu ile yaklasık 70 sporcudan olusan en genis katılımlı gezisini, Bahar 2006’da yaptı.

Bogaziçi Üniversitesi Yelken Takımı Adına Sporcular:
Dila Gökçe - Pınar Ertör

No comments: