20 Temmuz Perşembe
Önceki gece 23:30 da Haremden hareket edildi (Erdem, Mehmet, Cem, Berna, Mine, Kaan, İsmail, Korhan) sabah 10 civarı Çeşmeye varıldı. Teknede bizi Refik hoca ve eşya yerleştirme düzeni karşıladı, eşyalar yerleştirildikten sonra iki saat kadar temizlik yapıldı sonra Kuşadasına kadar aç susuz gidilmeyeceğini gözönüne alarak başta su ve buz olmak üzere alışveriş yapıldı bir miktar bu arada pompacılara çok sevgili bir dost kazandırıldı.
… ve nihayet denizdeydik işte tekrar, saat 12:00 civarında de yola çıkıldı bir önceki ekibin ahı neticesi rüzgar yok uzun bir süre motorla yol alındı. Eh koskoca Odessa Kuşadası marinaya bu halde sokulmazdı, temizlik de devam etmekte bir yandan, bundan sonra kısaca “pompers” olarak tanımlanacak iki arkadaşımızla yine kısaca “sintine” olarak tanımlanacak tuhaf renk ve kokulu bir tür sıvı arasında çok dostane bir ilişkinin temelleri atıldı yol boyunca. Bir yandan pompa bir yandan temizlik yapıldı, sırayla dümene geçildi, pusula aydınlatması gibi gerekli ufak tefek tamirat gerçekleştirildi bir yandan herkes önümüzdeki rallinin heyecanı içindeydi.
Motorla yolcululuk yapmaktan sıkılındı bir süre sonra, lacivert suların cazibesine daha fazla dayanamayıp ekip deniz sefası yapmaya karar verildi (14:00) önce kaptan ardından ona güvenip ona inanan saf İsmo denize atladı ancak momentum ve akıntı gibi hesapların gözönüne alınmdığı ortaya çıktı; sonuç denize kaptan düştü! İki arkadaşımız gözden kaybolana akıntıyla yola devam edildi neden sonra Cem’in kağıt üstünde ikinci kaptan olduğu akla geldi ve geri dönmeye karar verildi. Cengaver arkadaşlarımız kurtarıldıktan sonra hep beraber denize girildi. 17:00 gibi rüzgar çıktı, rüzgar apaza alınıp yelkenle seyre geçildi. Süratin 10.5 mile kadar çıktığı çok keyifli bir seyir yapııldı Kuşadasına doğru, yaklaşırken Mr. Cif’le son bir sintine temizliği (Berna ve Mine’nin ellerine sağlık). 23:00 gibi Kuşadası Marinaya varıldı.
Marinaya geç saatte varılmasının sonucu olarak tonoz bulunamadı ve çıpa atılıp kıçtan kara bağlanıldı. Karada bizi Nazlı karşıladı, Cem ve Refik hocayı bazı bürokratik işlemler için teknede kaldı geri kalanlar açlıklarını bastıracak bir şeyler bulmak için yollar düştü (marinanın içinde Elgizle karşılaşıldı) ve en nihayetinde “Bolu Mengen” lokantasında karar kılındı. 02:00 civarında tekneye dönüldü yatmaya hazırlanırken Orhan Kaptan, Can, Ömer, İhsan bey ve Onur geldiler. Zzzzzz….
21 Temmuz cuma:
Sabah ralli heyecanıyla erkenden uyanıldı ve bir anda yiyecek ve içecek ihtiyaçlarının karşılanması gibi bir zaruretle karşılaşıldı beş kişi alışverişle görevlendirilid (Cem ekip lideri, içecekte Kaan, meyve-çifte kavrulmuş petibör-altınbaşakta Mine ve Berna, süt-cornflakes-ekmekte Korhan)
- Mine ve Berna siz meyve reyonunda ne varsa indiriyorsunuz.
- Kaan sen adam başı 12 litreden ne kadar meşrubat bulursan alıyosun.
- Korhan sen bir alışveriş arabasını ekmekle bir tanesini de süt ve corn flakesle dolduruyosun
- Ben de chokella falan gibi (ilerleyen günlerde itina ile imha edeceğim) ürünlerle ilgileniyorum.
10 dakikada 176 milyonluk alışveriş yapıldı ve tekneye dönüldü.
11:00 da olması hedeflenen kalkış bir kısım medya sayesinde yarım saat kadar gecikti. Çıpanın bir tonoza takılması sonucu biraz problem yaşandı Canın çabalarıyla problem çözüldü (Mirsat kahramanımm!) ve Samosa doğru denize açılındı.
Yaklaşık üç saat kadar orta şiddette rüzgarda orsa giderek 15:00 civarında Samosa varıldı:
Seyir sırasında boş durmak olmaz tabii ön gurup (İsmo, Can, Elgiz) 2000 armani koleksiyonu emniyet kemerlerini taktılar kaptanın isteğiyle:
- İsmail ön direk ne durumda bi bak bakalım
- Can cenovanın hatırını sor bakalım bir eksiği varmıymış
- Elgiz hanım bir de bayan eli değsin elbette, lütfen
yada buna benzer bir takım sözlerle ön gurup sırayla emniyet ipine bağlı bir şekilde teknenin ucuna gidip geldi. Herkes gittiği gibi gelemedi haliyle Elgiz öndeyken teknenin burnu dalgaya girdi, bir su kütlesi Elgizin sağından, solundan, üstünden ve muhtemelen içinden geçiverdi; kızcağız birazcık (!) ıslandı. Elgiz yerine döndükten sonra İhsan bey Elgiz üşütüp hasta olmasın diye
- Islak giysilerini çıkar benim t-shirtümü giy ben giymiyorum,
şeklinde çok kibar bir harekette bulundu, ama Elgizin şort ve t-shirtü geriye doğru gelirken biraz hayal kırıklığına uğradı
- İki parça eksik geldi,
Açık deniz Marmaraya benzemiyor haliyle dalga oluyor ve tekne sallanıyor biraz, bu şartlara alışkın olmayan ekibin bir kısmı kötüleşti haliyle iki gazeteciden bir tanesi arkada dağıldı, Elgiz ve Kaptan Custu dönüşümlü olarak rüzgar altına gidip denize içlerini döktüler (çok dertliler gariplerim yüzlerinden belli), Nazlı suratında gergin ve korku dolu bir ifadeyle bakıyor (hayır kusmıcam hayııır), bir de ilerleyen günlerde çeşitli renklere giren yeşil adam var.
Bu arada kahraman gazeteci Oktay beni direğe çekin diye tutturdu isteğine de kavuştu en sonunda, kendisinin daha yukarı daha yukarı şeklinde çığlık atmakta olduğu rivayet edilir.
15 millik bir yolculuğun ardınan saat 15:00 civarında Samosa varıldı. Bir yunan hücumbotu limandaki bir başka Türk teknesine bağlanmamızı istedi ama Refik hocayı buna ikna edilmesi biraz zaman ve çaba gerektirdi. Resmi ve gayrıresmi kaptanlar pasaport, gümrük gibi bürokratik işlemleri halletmeye gittiler. Bir süre karaya çıkabilirmiyiz, çıkarsak geri dönebilimiyiz gerilimi yaşanıldıktan sonra tuvalet ihtiyacı ağır basınca tekne parça parça terk edildi.
Saat 6 civarında Samos adasını keşfe çıkıldı, sahil boyunca bir süre yürünüldükten sonra ilerde matah bir şey olmadığına karar verilip geri dönüldü bu arada bir de döviz bürosu bulundu. Ne hikmetse döviz bürosunda 4 tane pek şirin hatun vardı, bütün paramızı bıraksak mı yoksa hergün gelip parça parça mı bozdursak ikilemiyle karşılaşıldı, kızların dekoltelerinden alınamayan bakışların ardında “ne güzel yerlermiş bu yunan adaları ne iyi yaptık da geldik” ifadesiyle dolarlar kızlara teslim edildi. Sorumluluk sahibi kaptanımız bu sırada adanın gece hayatı hakkında istihbarat toplamadı. Refik hocanın meydanda bir kafede bira kıyağıyla yüzlere renk, gönüllere keyif geldi!
Geri dönüp önce kokteylin olacağı Samos Hotelin terasını yokland kimsenin olmadığını görünce giyecek almak için tekneye uğrandı dönüldüğünde adım atılacak yer kalmamıştı. “Boğaziçi University Sailing Team” ve “I sail on Odessa” logolu lacivert sweatleri ve mümkün olduğunca beyaz pantalonları içinde pek bir sükse yapan takım meraklı bakışların ve soruların hedefi oldu. Ekibin sayısını öğrenenlerin “Ne! onsekiz kişi mi?!” ve benzeri tepkileri arasında beleş kanepe ve az buçuk sosyalleşme uğruna bir süre kokteylde kalındı. Kimsenin anlamadığı hoşgeldin konuşmalarının ardında olay mahallini terkedildi ve eğlenceye daha uygun bir yer bulundu “Garden Tavern”, daha sonra basın mensuplarının da geldiği Garden Tavernde sadece Türkler vardı zaten. Yağlı ama gayet leziz musakka ve kalamarla beslenildi, ne olduğunu bilinmeyen (ama çok da umursanmayan) yerel alkollü içkilerle coşup göbek atıldı ve acemice sirtaki yapmaya çalışıldı, sonrada yarım saat boyunca akla gelen herşeye içildi, sondan başa tekrar içildi, içmek için içildi; dostluk, barış, sevgi ve kardeşlik için… 01:00 civarı bir gurup tekneye dönerken, küçük bir gurup ise gece daha yeni başlıyor diyerek Cabanaya gitti, Cem kapının eşiğinde yığıldı, Refik hoca kendinden geçmenin eşiğindeydi, ortalıkta hoplayıp zıplayan kırmızı bir adam görüldü. Sabahın erken saatlerinde tekneye dönülüp yatıldı. Kaptanları karada deniz tuttuğunu da öğrenilmiş oldu bu gece.
23 Temmuz Pazar
05:00 gibi daha gün bile ağarmadan uyanmakla kalınmadı, kahvaltıda cornflakese muhtaç bırakılındı. Üstüne bir de rüzgarsızlık eklenince direnecek gücü kendinde bulamayan insanların çoğu akşamdan eksik kalan uykularını tamamlamaya çalıştılar. Öğle yemeğinde ton balığı ve peynir yenildi denize girmek ihmal edilmedi elbette. Yolun yarısı motorla alındıktan sonra 15:00 gibi Kios’a (Sakız) varıldı. Can bir şamandıraya ip bağlaması için denize atıldı, tam kıyıya yanaşıldı ki gri motosikletli, kır saçlı bir adam geldi ve ne olduğunu anlaşılmayan ama “polis şamandırasına bağladınız, çabuk gidin yoksa tepelerim sizi” şeklinde yorumlanan bir takım sözler sarfetti, adamın kararlı tutumu ve yabancı dil avantajı karşısında Refik hoca bile tutunamayınca ordan ayrılındı. Limanın öbür tarafında Pacific Queen’e bağlanıldı, tente kurulup, balon düğümlendi bu sırada hareket peşinde koşan medyanın ilgisine maruz kalındı. 17:30 da İhsan bey ve Onur feribota binmek üzere ayrıldılar. Kumsala gidilmekte çok da gecikilmedi elbette, denizin ve tatlı suyla duş almanın keyfini çıkarıldı. Sakız limanında su ve elektrik gibi medeni olanaklar yok maalesef.
Kaptanın edindiği tavsiyeyle …….. gidildi, kısa sürede civardaki birçok lokantada fizibilite çalışması yapılıp ekibimiz ilk uğranan restoranda karar kılındı nihayetinde. Masaları kumsalın hemen kıyısına çektirdikten sonra sofraya oturuldu. Cem meze seçimiyle görevlendirildi, ardı arkası kesilmeyen mezelerden ziyadesiyle memnun kalındı. Restorada kalan iki balık gösterdikleri üstün performanstan dolay Can ve İsmaile verilirken, diğerleri bir türlü ne olduğundan emin olamadıkları et parçalarını yemek durumudna kaldılar.
Gece yarısına kısa bir süre restorandan çıkıldı ama taksi bulunamadı haliyle, Elgiz ve Mine bir otele gidip taksi sorununu çözdüler. Dondurma operasyonunun ardından uykuya teslim olundu.
24 Temmuz Pazartesi
Sabah Refik hoca ve Kaan ırak diyarlardan su temini ile ilgilendi, damlayarak akan bir çeşmenin başında onlarca litre su doldurarak ada ahalisini bir hayli sinirlendirdikleri rivayet edilir. Buz ve pasta tedarikinden sonra 13:00 civarında Sakız’dan ayrılındı. Bütün gün motorla yol alındı, göze kestirilen bir koyda rüzgar dolayısıyla durmaktan vazgeçildi, bir süre daha geceyi geçirmek için elverişli bir yer aradıktan sonra Koyun adasını buludu, kıyı sığ olduğu için bağlanma manevrası ve karar verme süreci yaşandı bir süre. Teknesiyle yanımızdan geçen bir Yunan balıkçı ile Kaan arasında şöyle bir konuşma geçti:
B- Merhaba komşu, napıyorsun?
K- English, english
Biz- Nası yani??
Bu sırada Sakız adasını beğenmiyen (ve daha önce buraya gelip beğenmiş) bazı Türk tekneleri de Koyun adasına geldi.
- Kıyı sığ biraz bizi kurtarmıyor ama siz yanaşabilirsiniz!
- Ama bizim salmamız 1.20
Tabii boyutu değil işlevi önemli ama!!
En nihayetinde Odessa baştan bir iple kıyıya, kıçtan çapayla bir kolye gibi limanın ortasına bağlandı. Bu güzel adayı ve insanları anılaştırmak gerekiyordu elbette, lacivet sweat-shirtler giyildi ve bundan 5-10 yıl sonrasının tarihine poz verildi. Akşam güneşin batışının ve hepimizin şerefine yenildi içildi, zeytin, cips, şarap, martini, mastika yok yoktu yani. Bütün bunlarla yetinilmeyip ana yemek olarak da sucuklu makarna yenildi.
Kutlanılması gereken bir doğumgünü vardı bu sırada, doğumgünü pastası ve şampanyanın ardından; “We dance on Odessa”. Gece yarısı dolunayın altında beş tane pek sevimli yunusun ziyareti gerçekleşti.
25 Temmuz Salı
Sabah beşte güneşin doğuşunu izlemek üzere uyanıldı, Sertel sağolsun bizi üzerinde kilise olan küçük adaya taşıdı ama insan bu hayatta her istediğine kavuşamıyor tabii. Güneşin her zaman her yerde tam doğudan doğmadığı konusunda acı bir ders alındıktan sonra Koyun adasına gidildi. Bir çay bahçesi ve börek bulup kahvaltı yapıldı ve gruplara bölünüp ada gezildi.
Saat bire doğru yol almaktayken çeşmeye doğru yol almaya başlandı. Dün geceki partinin ardından Odessa’nın biraz ilgiye ihtiyacı vardı, şarap ve pasta lekelerini temizlendi, teknenin içinde de temizlik yapıldı ve kullanılamadığı için fazladan ağırlık yapmaktan başka bir işe yaramayan water ballast tankları boşaltıldı nihayet, kimbilir dünyanın hangi yöresine aittiler. Bu hummalı çalışmanın ardından bayat ekmek arası doğranmış domates konservesi ile yetinmek zorunda kalındı. Daha sonra yelken açıldı ve 16:00 civarında Çeşme açıklarına varıldı, yarışlar çoktan bitmişti. Dönüşte Ms. Brookeshields …
7ye doğru adaya varıldı, Kaan ve Can ahtapot avına çıkıp her bir kolu sekiiz cm uzunluğunda olan dev bir ahtapot yakaladılar.
26 Temmuz Çarşamba
Saat 8 doğru yol almaktayken yola çıkıldı. Kahvaltıda cornflakese talim etmek zorunda kalındıktan sonra yelken açıldı fakat rüzgar bitti bir süre sonra, hız sıfıra düştü. Bir süre sail power okuyup kaptanımızdan irfan alındıktan sonra serin sularla kucaklaşıldı. Kaptan ve dalgıç takımı salmaya dalıp, salmanın kaplaması olduğu tahmin edilen birkaç parça malzeme çıkardılar. Plomariye doğru yaklaşılmakta, rüzgar yelkenleri doldurmuş, hava güneşli, keyif gani; “denize adam düştü”. Aaaat 16:37, bir an heyecan yaşandı, hemen adama yaklaşmak için manevra yapmaya başlandı, Can hedefi takip ediyordu, sürekli olarak dönüş manevrası yapıldığı için kimin eksik olduğunu görüleiyordu (bu sırada bazı arkadaşlar bıyık altından gülmekte), neden sonra peşinde olunanın sarı can simiterinden biri olduğunu ve antreman yaptığımız anlaşıldı, 4 ½ dakika kadar sonra adamı tekneye alındı.
Beşe doğru Plomariye varıldı, bağlanacak bir yer bulunamayınca Pacific queen’le burun buruna bağlanıldı. Limanın sağ ve sol taraflarındaki plajlara hücum edildi. 7 civarı beyaz gömlekler giyilip kokteyle hazırlanıldı, önce Pacific queen’e misafir olundu, sonra limanın kenarında düzenlenen (!) kokteyle katılındı; home made snack, uzo, su. Caddenin karşı tarafına kurulmuş olan sahneye doğru ilerlenildi, sahnenin karşısında büyük (ve her nasılsa boş) bir masa vardı. Bize ayırıldığını düşünerek kurulmaktaydık ki, protokole ayrıldığı uyarısı geldi. Ayakta kaldıktan ve keyfimizi bozan bir konuşma yaptıktan sonra bir süre gidelim-kalalım tartışması yapıldı. Kenarda bir yerden bir süre ortamı izlemeye karar verildi. Böyle genç ve dinamik bir ekip yerinde duramıyor doğal olarak, dans etmeye başlandı. Neşeli bir topluluk başkalarını da yanına çekiyor, insanlar bize katıldı, sahnenin önüne gitmemizi istediler, organizasyona bozuk olduğumuz için direndik bir süre. Sonra halay çekmeye başlayıp sahneye doğru ilerlendi, ralliye katılan başka insanlar, Plomarililler, kim olduğunu bilmediğimiz ama bunun önemi olmadığını bildiğimiz insanlarla beraber halay çekilip eğlenildi. İnsanları ve orkestrayı selamladıktan sonra da ayrılındı.
Refik hocanın arkadaşı Dimitrinin yerine gidildi, kocaman iki şapka neşemize neşe kattı, inanılmaz miktarda zeytinyağı ve ekmek tüketildi, gülündü eğlenildi, önce gazeteciler sonra da Kocaeli Üniversitesi ekibi masaya geldiler. İsmail ve Erdem bir süre ortadan kaybolup biri erkek iki Norveçliyle döndüler. Gecenin ilerleyen saatlerinde bir grup Kristinayla adanın gece hayatını keşfe çıkarken diğerleri tekneye döndü.
27 Temmuz Perşembe
Sabah ralliye katılan diğer yelkenlilere öğleden sonra adanın batısına doğru bir yarış (toplu seyir) düzenlemek istediğimizi belirten ilanlar dağıtıldı ve telsizden anons yapıldı; maalesef (çok da şaşırtıcı olmayan bir şekilde) başka katılımcı çıkmadı.
13:00 civarında yachting wold editörü Yılmaz Öztürk, Hüseyin bey, Nina ve iki genç misafirle yola çıkıldı. Amaç performans sınamaktı. Ms. Brookeshieldsi açıldı bir süre gayet başarılı bir seyir yapıldı. Rüzgar altındaki vinçte (iskele) sürekli olarak ip sarıyordu, Cem ve Sertel sorunu düzeltmeye çalıştılar. (Gerisi için bkz. kaza eki) İskota Kaanın elinden kayıp elini yaktı, Kaana aşağıda ilk müdahele yapılıp elleri sarıldıktan sonra karaya dönüldü. Cem, Sertel ve Kaan hastaneye gittiler. Genel bir durgunluk ve üzüntü hakimdi herkese. Kaan parmağında dantellerle ve Cem de anlata anlata bitiremediği hemşirelerin hikayesiyle geri döndü. Bir süre sonra plaja gidilip üzüntüler egenin sularına bırakıldı.
Akşam tıka basa ahtapot, kalamar ve balık yenildi. Yemekten sonra hızlı gençler adanın gece hayatıyle ilgilenirken diğerleri uykuya yattı.
28 Temmuz Cuma
Dönüş zamanı yaklaşmıştı artık, alınması gereken hediyeler ve şişelerce uzo vardı. Ömer 15 kglık bir karpuz bulup getirdi bir yerlerden. Plomariden çıkış yapmak için yarının beklenmesi gerektiği için mitilliniye gitmeye karar verildi.
11 civarında, Vera3’ten Nina’yı transfer ederek güçlenen kadroyla mitilliniye doğru yola çıkıldı. 3 saat kadar sonra gümrüğün önüne bağlandık, pasaport işlemleri halledilip karınlar biraz doyurulduktan sonra bira stoğu oluşturup yola çıkıldı. Daha sonra öğrendiğimize göre Mustafa Koç’un motor yatı liman çıkışında yanımızdan geçip balon açışımızı seyretmişr, nazarları değdi ve Nasa patladı seyir sırasında. Balonu şurasından burasından kesilerek içeri alınabildi, bira servisi yapıldı bunun üstüne ve Bademliye doğru yol alındı. Bademliye varıldığında hava kararmaktaydı, koy sığ olduğu için çok yavaş yol alındı, bu arada ön tarafta ve direkte gözcüler derinliği takip etmeye çalıştılar. Can depth-sounder (iskandil) ile derinliği söylüyordu:
Can- 5 metre
7 metre
4.5 metre
15 meter (!)
çook
Kaptan- sizi bilmem ama biz oturduk
Can- birden sığlaştı
Eh W60 sınıfı bir tekneyi bademli koyuna sokmaya çalışınca böyle ufak tefek vukuatlar olur tabii. Bumba iskeleye doğru açıldı ve moment sağlayıp tekneyi yatırmak için üstüne çıkıldı, tekneyi kurtardıktan sonra bir balıkçı teknesine bordalandı. Akşam yemeği için balık yemekle yememek arasında bir karara varılamayınca bari hep beraber olalım diye teknede yemeğe karar verildi. Refik hoca “ben yerim balığımı arkadaş” diyerek ayrıldı. İsmail ve Minenin hazırladığı salata, zeytinyağı-kekik, beyaz peynir ve üstüne makarna yenildi. Yemekten önce hazırlanan erzak envanterinde şarap miktarının 2 yerine 4 olarak kayda geçirilmiş olması gecenin ilerleyen saatlerinde hayal kırıklığı ve alkolsüzlük olarak geri döndü.
29 Temmuz Cumartesi
Uzun gecenin ardından sabah kalkış biraz geç oldu bir grup kahvaltı servisinin kapanmasına 5 dakika kala kahvaltıya girerken, başka birtakım insanlar kendilerini teknenin chokella stoğunu eritmeye adadılar.
Boş durmak Boğaziçiliye yakışmazdı elbet, 13:00 itibariyle denize açılındı tekrar, Samos açıklarında yelken yapıldı, balonu tekneye alırken denize kaçırlıp ıslatıldı bir güzel, akşam üstü yelkenler indirilip denize girildi. Kurusun diye balonu yukarı çekildi ve güneşin batışını karşılamaya hazırlanıldı:
Minderler yukarıya taşınıp kıç tarafta karşılıklı oturma yerleri hazırlandı, zulalanmış şaraplar ortaya çıkarıldı, Cem ve Can’ın üstün gayretleriyle güverteye müzik yayını gerçekleştirildi. Ortamdaki huzur elle dokunulabilecek kadar yoğundu, Il postino’nun müzikleri ile keyiflenildi. Sadece bu kadarı bile unutulmaz bir akşama yeterliyken, önce çok uzaklardan bir gemi yavaş yavaş güneşe yaklaşıp batmasına çok kısa bir süre kala güneşin önünden geçti, güneş keyif dolu bakışlarımızın önünde denizle bir olurken, tam aksi yönde mehtap bize eşlik etmeye başlamıştı bile.
Keyifli ve huzurluyduk ama bunlarla karın doymuyordu tabii, 21:30 gibi Cem ve İsmail’in katkılarıyla gayet leziz bir makarna yenildi. 23:00 gibi limana dönülüp civardaki kafelerde birşeyler içildikten sonra erken başlayacak günün uykusuna yatıldı.
September 13, 2001
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment